Daron Acemoğlu son günlerde yeniden iktisat tartışmalarının merkezinde. The Economist’in çalışmalarına yönelttiği eleştiriler ve ardından Acemoğlu’nun verdiği cevap, Nobel’e uzanan akademik tezlerini de yeniden gündeme getirdi. Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson’a 2024 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazandıran temel argüman aslında oldukça yalın: Ülkelerin uzun vadeli refahını yalnızca sermaye, teknoloji ya da doğal kaynaklar değil sahip oldukları kurumların niteliği belirliyor.
Hukukun üstünlüğünün, siyasal katılımın ve iktidarı sınırlayan mekanizmaların güçlü olduğu kapsayıcı sistemler refah üretiyor, ekonomik ve siyasi gücün dar bir grubun elinde toplandığı dışlayıcı sistemler ise uzun vadede bunu başaramıyor. Acemoğlu’nun tezinin Türkiye açısından düşündürücü bir tarafı var. Kurumların zayıflamasının sonuçlarını belki daha gündelik bir yerde de görebiliriz: İnsanların ekonomiyi nasıl algıladığında.