Yüksek Mahkeme, 1984 tarihli Chevron-Doğal Kaynakları Savunma Konseyi davasında verdiği, kötü şöhrete sahip kararını bozabilecek iki davayı artık hükme bağlayacak.
Chevron kararında, yasada aksi açıkça belirtilmediği sürece mahkemelerin bir devlet kurumu tarafından gerçekleştirilen eylemlere uyması gerektiği belirtilmişti. Bir yasada herhangi bir belirsizlik iddiası varsa, kurum hemen hemen her istediğini yapabilecekti. Ancak bu karar, Chevron riayeti olarak anılmaya başlandı.
Dava, Ronald Reagan’ın başkanlığı sırasında ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA), daire tarafından verilen önceki bir kararı geri çevirmesiyle ortaya çıktı. Geri çevirme, EPA’ya karşı bir dava açılmasına yol açtı ve federal temyiz mahkemesi davacıların yanında yer aldı.
Yüksek Mahkeme oybirliği ile temyiz mahkemesinin kararını bozdu ve aslında, bir yasanın ne anlama geldiğine dair ortada meşru bir soru varsa, mahkemelerin kurumun yorumuna uyması gerektiğini söyledi.
O zamanlar ABD’deki mahkemeler, okulların nasıl yönetilmesi gerektiği gibi yasaları kendi başlarına yapmakla ünlüydü. Yasama organını gasp etme suçunu işliyorlardı. Kararın destekçileri, Chevron kararını bu tür yargısal aşırılıkları engellemenin bir yolu olarak gördü. Ancak iyi niyetin çok kötüye gitmesinin klasik bir örneği olarak, Chevron kararı, yürütme organlarına çok büyük, hesabı sorulamayan yetkiler verdi. Clinton yönetiminden başlayarak, belirli programları Kongre’den geçiremeyen başkanlar, bunları yürürlüğe koymak için giderek daha fazla federal kurumlara yöneldi.
Sonuç olarak hükümetin yetkilerinde muazzam bir artış oldu. Bu, Kongre tarafından kabul edilen yasalarla değil, çığ gibi büyüyen idari emirler ve kurum düzenlemeleriyle yönetildiğimiz bir durum haline geldi.
Peki Kongre, otomobil ve kamyonlarda içten yanmalı motorların kullanımına son verilmesini ve bunların ağır elektrikli akülerle değiştirilmesini zorunlu kılan bir yasayı kabul etti mi? Hayır. Bu, hükümet kararnamesiyle yapılıyor.
Chevron kararı, ayrıca Kongre’yi de giderek etkisiz hale getirdi. Yasa koyucular kasıtlı olarak belirsiz ve muğlak yasalar çıkarıyor, böylece bu yasaların nasıl uygulanacağına ilişkin baskıyı kurumlar üstlenmek zorunda kalıyor. Veya kurumlar, spesifik bir yasayı çıkarmak gibi zorlu bir çalışmayla uğraşmak yerine programlar oluşturmaya veya düzenlemeler yapmaya teşvik ediliyor. Bu suçu başkalarına atmak ve Anayasayı baltalamaktır! Bu şekilde, federal düzenleyicilerin eline çok fazla yetki geçti.
Chevron kararı, bir yönetimin önceki yönetimin kararlarını değiştirmesi nedeniyle hükümette de tutarsızlıklara yol açtı. Yüksek Mahkeme’nin önündeki acil sorun, federal bir kurum olan Ulusal Deniz Balıkçılığı Servisi’nin belirli balıkçı teknelerinin sahiplerini, çalışırken gemilerine eşlik eden hükümet koruma gözlemcilerinin masraflarını ödemeye zorlayıp zorlayamayacağıyla ilgili. Davacılar haklı olarak Kongre’nin kuruma bu yetkiyi hiçbir zaman vermediğini söylüyor
Yüksek Mahkeme; aşırıya kaçan, gücü ele geçiren bürokrasiyi bir an önce ortadan kaldırmalı.