Arama

Biz insanlar yok olmaya mahkum muyuz?

İnsanlık yok olmaya mı gidiyor? Dodo kuşu ve dinozorların kaderini paylaşmaya mı mahkumuz? Bizi nihayetinde bitirebilecek şey bir meteor, nükleer bir felaket veya bir süper pandemi değil ve bilin ki sonumuz yakın zamanda gelmeyecek.

06 Mayıs 2025, 08:00

Bununla birlikte insan, aslında dünyada kendini yok eden ilk tür olabilir. Dünya genelinde doğum oranları düşüyor; onlarca yıldır düşüyor. Fakir, gelişmekte olan ve zengin ulusların hepsi bu olguyu yaşıyor.

Demografi uzmanlarının “toplam doğurganlık oranı” dediği şey, kadın başına düşen ortalama doğum sayısı. Bir nüfusu sabit tutmak için ikame oranı denen ölçünün kadın başına 2,1 bebek olması gerekiyor. Bunun üzerindeki herhangi bir oran, 1300’lerin ortalarındaki hıyarcıklı veba gibi zaman zaman yaşanan felaketlere rağmen nüfusun artması anlamına geliyor –tüm tarihimiz boyunca olduğu gibi. Ancak ikame oranı 2,1’in altına düşerse nüfus er geç azalmaya başlıyor ve dünya şu anda bu yöne doğru gidiyor. Aslına bakarsanız bu çizgiyi çoktan geçmiş olabiliriz.

Günümüzde dünya çapındaki insan sayısı 8,2 milyarın üzerinde ve hala artıyor. Ancak BM küresel nüfusun 2080’lerin ortalarında 10,3 milyara ulaşacağını ve ardından azalmaya başlayacağını tahmin ediyor. Fakat son yıllarda demografi uzmanlarının tahminlerini tekrar tekrar aşağıya doğru revize etmek zorunda kalmasının ortaya koyduğu gibi küçülme daha erken başlayabilir.

Doğum kıtlığının en belirgin olduğu yerler, toplam doğurganlık oranının 1,5’in altında seyrettiği gelişmiş ekonomiler. Bu oran Güney Kore’de tehlikeli bir şekilde 0,7’ye düştü. Geçen yıl Japonya’da doğan bebek sayısı rekor düzeyde düştü: Her doğan bebeğe karşılık iki kişi öldü. İtalya’nın nüfusu önümüzdeki yüzyılın başlarında yok olabilir. ABD bu eğilime uzun süre meydan okudu ancak durum artık böyle değil. 1,6’lık rekor düşük seviyedeyiz. Daha zengin ülkeler arasında yalnızca İsrail’de güçlü bir doğum sayısı yaşanıyor.

Hükümetler doğum oranlarındaki düşüşü fark ediyor ve alarma geçiyor. Ne değişim!

Yakın zamana kadar genel geçer endişe çok fazla insan olmasıydı. 1798’de dünyada neredeyse 1 milyar insan varken Thomas Malthus sansasyon yaratan bir kitap yazdı. Neticede nüfus artışının her zaman gıda arzını geride bıraktığı, bu nedenle insanlığın yaşam standardında asla sürdürülebilir bir yükseliş yaşanamayacağı uyarısında bulundu.

Dünya nüfusu Malthus’un kitabından bu yana sekiz katın üzerinde arttı –genel yaşam standartları daha da fazla arttı. İki yüzyıldan biraz daha uzun bir süre önce insanlığın yüzde 90’ı aşırı yoksulluk içinde yaşıyordu; bugünün parasıyla bu, günde 2,15 dolar olarak tanımlanıyor. Şu anda aşırı yoksulluk içinde yaşayan nüfus yüzde 10’un altında. 1800’de çocukların neredeyse yarısı beşinci yaş günlerini göremiyordu. Bugün küresel olarak, 100 çocuktan 96’sı beş yaşından uzun yaşıyor.

Buna rağmen Malthusçu zihniyet baskın geldi. 1968’de bir Stanford profesörü olan Paul Ehrlich, yakında korkunç bir küresel kıtlık yaşayacağımızı öngören çok satan bir kitap yazdı. Bu aşırı kehanetten bir şey çıkmadı. Günümüzde birçok ülke nüfusunun artmasını istiyor. Ancak hükümetlerin vergi teşvikleri, doğrudan ödemeler veya reklam kampanyaları yoluyla doğum oranlarını artırma çabaları büyük ölçüde başarısız oldu.

Bebek sayısındaki artış neden yavaş kalıyor? Uzmanlar zaman içindeki maliyetleri ve yaşam maliyetlerini engelleyici faktörler olarak gösteriyor. Başka uzmanlar ise geçerli bir diğer etkenin manevi kriz olabileceğini öne sürüyor, yani geleceğe dair karamsarlık. Öyle görünüyor ki temelindeki nedenler ne olursa olsun, ilk kez gezegende yaşayan insan sayısı azalacak.

Yüksek vergileri fırlatıp atın

Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer (Demokrat, New York) yakın zamanda yaptığı bir televizyon programında, hükümet vergilendirmesinin seviyesinden şikayet eden vergi mükellefleriyle alay etti. Sadece Cumhuriyetçi Parti’yi kontrol eden “küçük bir grup zengin, açgözlü insanın”, liderlerimizin insanların cebinden ne kadar para aldığı konusunda eleştirel olduğunu ima etti.

Anketler, Amerikalıların çoğunun aşırı vergilendirildiklerini düşündüğünü gösteriyor. Gelecek yıl ülkemizin 250’nci doğum günü. Senatör Schumer gibi halktan kopuk Washington politikacıları, vergilendirme ve hükümet baskısı konusundaki kibirli tavırlarıyla bir devrime yol açan eski İngiliz efendilerimize benziyor.

Yaz saati uygulamasına dokunmayın

ABD’de saatleri yılda iki kez, bir saat ileri ve bir saat geri alarak değiştiriyoruz. Saatlerimizin bir saat ileri alınması ve uykumuzu kaybetmemiz anlamına gelen yaz saati uygulamasının (YSU) kaldırılması için bir hareket var. Bu fikir Elon Musk ve Başkan Donald Trump tarafından da destekleniyor. Onlar ve bu fikrin diğer savunucuları geri adım atmalı.

Yılda iki kez saat değiştirmek rahatsızlık verici olabilir, ancak YSU’nun işi ve sağlığı etkileyen iyi ve sağlam nedenlerden ötürü korunması gerekiyor. YSU, ilkbahar ve yaz aylarında daha verimli gün ışığı saatleri elde etmenin bir yolu. YSU sayesinde akşamları fazladan bir saat ile güneş ışığından daha iyi yararlanıyoruz ve sabahları çok erken bir gün doğumu tecrübe etmiyoruz.

YSU’nun kaldırılması ülkenin bazı bölgelerinde çok büyük bir etki yaratmaz ancak diğerlerinin çoğunda, özellikle de kuzey iklimlerinde gerçek bir fark yaratır. O ekstra akşam saati, sağlığımız ve ruh halimiz için iyi olan daha fazla açık hava rekreasyonu için bir teşvik. Ticaret için de müthiş bir şey. Daha fazla alışveriş zamanı perakendeciler, restoran sahipleri ve akşam etkinlikleri açısından çok iyi. Turizm ivme kazanıyor.

YSU aynı zamanda akşamları yapay ışık ihtiyacını da azaltıyor, bu da özellikle enflasyonun arttığı şu dönemlerde elektrik maliyetlerinden tasarruf sağlıyor.

Bazı araştırmalar daha fazla gün ışığı olduğunda daha az suç işlendiğini gösteriyor. Gün ışığında araç kullanmak genel olarak gece araç kullanmaktan daha güvenli; bu da kazaların azalmasını sağlıyor.

Sonbaharda saatleri geri almanın da bir takım avantajları var. Hangi ebeveyn çocuklarını karanlık, buz gibi soğuk sabahlarda okula göndermek ister? 1970’lerde sonbaharda saatleri geri almayarak yıl boyunca YSU’yu korumayı denedik. Bu büyük bir fiyaskoydu. Yılda iki kez saati değiştirmenin sakıncasına gelince: Teknoloji sayesinde bu çoğunlukla otomatik olarak gerçekleşiyor.

Efsaneye göre yaz saati uygulamasını Ben Franklin icat etti. Bilimciler bu hikayeye burun kıvırıyor. Bu tür küçümsemeler, Winston Churchill’in İngilizce konuşan halkların çok ciltli tarihini yazdığı sırada yaşadığı hikaye edilen bir olayı akla getiriyor. Araştırmacılar eserinde yer verdiği belirli bir popüler efsanenin doğru olmadığını söylediğinde büyük adam “Doğru değilse bile doğru olmalı. İçinizde kalsın” diye gürler. O yüzden bir sonraki uzun yaz akşamınızda, yüzü 100 dolarlık banknotumuzu süsleyen adamın şerefine kadeh kaldırmayı unutmayın.

Anket

Bir milyardere sorun

45 milyarderin katıldığı özel Forbes anketinden içgörüler.

Milyarderler ve bütçe kısıntısı

ABD hükümeti 2024 mali yılında 4,9 trilyon dolar gelir elde etti ancak 6,8 trilyon dolar harcadı ve bu paranın çoğu sosyal güvenliğe (yüzde 22), sağlık sigortasına (yüzde 13) ve savunmaya (yüzde 13) gitti. Elon Musk’ın Hükümet Verimliliği Bakanlığı harcamaları elektrikli testereyle budamaya çalışırken biz de şunu sorduk: ABD federal bütçesi ne kadar kısılmalı?

%0
0 milyarder

%1’den az
1 milyarder 
(Katılımcıların yüzde 3’ü)

%1 - 24
22 milyarder 
(Yüzde 61)

%25 - 49
10 milyarder 
(Yüzde 28)

%50
2 milyarder 
(Yüzde 6)

%51 - 74
0 milyarder

%75 - 99
1 milyarder 
(Yüzde 3)

 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok