Bu bağlamda, bireysel emeklilik fonları gibi sistemler, yatırımcılara çeşitli alternatifler sunması açısından dikkate değer. Türkiye’nin 1980’lerden itibaren yaşadığı bir çok ekonomik kriz, bireyleri bazı yatırım araçlarına yakınlaştırdı, bazı yatırım araçlarından ise uzaklaştırdı. Bu konuyla alakalı olarak yatırımcı davranışlarını doğru anlamak ve yönetmek önemli. Gelişmiş sermaye piyasası pratiklerinin Türkiye’de uygulamaya konulması, genellikle ciddi sakıncalar içeriyor. Çünkü gelişmiş piyasalardaki yatırımcı davranışları ve ekonomik ortam, Türkiye’nin özel koşullarından oldukça farklı. Dolayısıyla, yatırımcının davranışını ve tercihini yönlendiren stratejiler de bu farklılıklara göre şekillendirilmeli. Bu yazıda kısaca bireysel yatırımların yönlendirilmesinde ülkeye özgü bazı saptama ve öneriler sunacağım.
Bireysel yatırım kararları
Türkiye’de bireysel yatırım kararları üzerine yapılan analizlerin büyük ölçüde ABD kaynaklı ders kitaplarına ve literatürüne dayanması büyük bir eksiklik. ABD ekonomisi, geniş bir sermaye piyasasına sahip olup halka açık şirketlerin piyasa değeri milli gelire oranla yaklaşık yüzde 200 seviyesinde. Buna karşın, bu oran Avrupa Birliği’nde yüzde 60, Türkiye’de ise sadece yüzde 30 civarında. Ayrıca ABD piyasalarında bireyler temel bir döviz kuru riskiyle karşılaşmazken Türkiye gibi çift paralı bir ekonomide yatırım kararları çok daha karmaşık hale geliyor.
Türk bireysel yatırımcıları, sürekli değişen döviz kuru, enflasyon ve faiz oranları gibi zorluklarla başa çıkmak zorunda. Bu durum, geniş yatırımcı kitlelerinin hisse senedi piyasasına olan ilgisinin sınırlı kalmasına neden oluyor. Faiz oranlarının cazibesi, yüksek volatilite ve belirsizlikle birleşerek özellikle riskten kaçınan yatırımcıları mevduat ve döviz gibi daha az riskli ürünlere yönlendiriyor. Yatırımcıların verdikleri kararları ve bu kararların sonuçlarını anlayabilmek için kapsamlı araştırmalara ihtiyaç var; ancak, bu alandaki çalışmalar ülkemizde son derece sınırlı.
Finansal okuryazarlık tanımı
2008 küresel finansal krizinden sonra popülerleşen “finansal okuryazarlık” kavramı, ülkemizde sıklıkla yanlış anlamlandırılıyor. ABD’de, kriz sırasında yüksek ve değişken faizle konut kredisi alan bireylerin kararları bu kişilerin finansal bilgi eksikliğine bağlanmıştı. Ancak Türkiye gibi sık kriz yaşayan bir ülkede, bireylerin bu koşullarda bile hatalı kararlar verme oranının görece düşük olduğu görülüyor. Örneğin, altın ve döviz gibi ABD’li yatırımcılarca tercih edilmeyen alternatifler bizde dönem dönem rasyonel seçimler arasında yer alıyor.
Özetle, finansal okuryazarlık kavramını global örneklerle birebir karşılaştırmak yanıltıcı. Gelişmiş ülke bireysel yatırımcılarına oranla çok daha fazla krize maruz kalan ortalama Türk yatırımcısının mali piyasalardaki ani değişimlere uyum kapasitesi hiç de yetersiz değil. Örneğin, 2021 sonrası oluşan aşırı düşük faiz döneminde “finansal okuryazarlığı” düşük diye eleştirilen kesim, önemli oranda konut yatırımı yapmış ve başarılı da olmuştur.
Eğitim faktörünün etkisi
Ülkemizde, 2008 - 2013 yılları arasında yaklaşık 60 bin bireysel emeklilik müşterisi üzerinde gerçekleştirdiğimiz bir araştırmada, eğitim seviyesi yüksek olan yatırımcıların daha iyi yatırım performansı göstermediğini gözlemledik. Aksine, eğitim seviyesi görece daha düşük yatırımcıların riske göre düzeltilmiş getirilerinin, eğitim seviyesi yüksek olanlardan daha yüksek olduğu tespit edildi.
Bu dönemde, yüksek faiz ortamında fonlarını kısa vadeli enstrümanlarda tutan yatırımcılar avantaj sağladılar. Eğitim seviyesi düşük olan ve fonlarını daha seyrek değiştiren yatırımcılar, bu dönemde risk - getiri dengesini daha etkin bir şekilde yönetebildiler.
Öte yandan, gelişmiş piyasalarda yapılan araştırmalarsa ters yönde bulgular ortaya koyuyor. Bu piyasalarda genellikle eğitim seviyesi yüksek yatırımcıların daha iyi getiriler elde ettiği görülüyor. Buradan elde edilecek en önemli çıkarım, “finansal okuryazarlık” konusu ve yansımalarının ülke şartlarına göre değişiklik göstermesi.
Bireysel yatırımcıyı iyi tanımak
Bireysel emeklilik fonlarında kullanılan risk profil anketleri, müşterilerin risk ve getiri tercihlerini anlamak amacıyla kullanılıyor. Ancak bu anketlerin ne kadar etkili bir ayrıştırma yaptığına dair çalışmalar oldukça sınırlı. OECD ülkelerinde yapılan bir araştırma, bu anketlerin yüzde 27,8’inin kötü ifade edilmiş sorulardan oluştuğunu, yüzde 75’inde ise keyfi ağırlıklandırmalar kullandığını gösteriyor. Bu durum, dünya genelinde şirketlerin, özellikle orta gelir düzeyindeki bireysel müşterilerinin risk ve getiri tercihlerini yeterince iyi anlamadan yatırım önerilerinde bulunduğunu ortaya koyuyor. Türkiye özelinde de benzer bulgulara ulaşmak mümkün. Ülke genelinde risk profilleme anketlerinin etkinliği test edilerek ayrıca düzenleyici otoritelerin anket sonuçlarını yatırımcı kararlarıyla daha uyumlu hale getirecek önlemler alınmalı.
Kadın yatırımcılar daha istikrarlı
Araştırmalar, erkek yatırımcıların mutlak getiri açısından daha başarılı olduğunu; ancak riske göre düzeltilmiş getirilerde kadın yatırımcıların öne çıktığını gösteriyor. Kadın yatırımcılar, daha dengeli portföy seçimleri yapmaları ve daha az fon değişikliği gerçekleştirmeleriyle dikkat çekiyorlar. Bu durum, kadın yatırımcıların daha istikrarlı kararlar alarak uzun vadede avantaj sağladığını ortaya koyuyor. Bu bulguların, Türk yatırımcıları için de geçerli olduğu gözlemleniyor.
Düzenleyici otorite ne yapabilir?
Öncelikle, bireysel yatırımcılar için temel kıstasın enflasyon oranı olduğu gerçeği kabul edilmeli. Fon yönetiminde, enflasyonun üzerinde getiri sağlama potansiyeline sahip ürünlerin bireysel müşterilere sunulması bir öncelik olmalı. Bu doğrultuda, örneğin Tüfe’ye endeksli kısa ve orta vadeli ürünler BES sistemine eklenebilir. Ayrıca daha kısa vadeli dövize endeksli tahviller, düşük getirili döviz tevdiat hesabı (DTH) ürünlerine alternatif olarak bireysel yatırımcılara sunulabilir. Daha risksiz ve kısmen Hazine garantili ürünlerin bireysel yatırımcılara yönelik portföylere dahil edilmesi de değerlendirilebilir.
Özetle, aynı ürünleri benzer müşterilere sunarak sermaye piyasasının gelişimini sağlamak oldukça zor. Bu alanda yenilikçi ve müşteri odaklı bir yaklaşıma ihtiyaç var.
Finans kurumları neler yapabilir?
Küçük birikime sahip bireysel yatırımcıların risk ve getiri tercihlerini daha iyi anlayabilmek için büyük veri analizlerinin etkin bir şekilde kullanılması gerekli. Çoğu finans kurumu, genellikle risk almaya hazır, görece küçük bir müşteri havuzu için ürün geliştirmeye odaklı. Oysa asıl potansiyel, risk alma iştahı daha düşük olsa da birikimlerini sermaye piyasası dışında tutan geniş bir yatırımcı kitlesinde bulunuyor.
Dijitalleşme ve yapay zeka uygulamaları, bireysel yatırımcıların risk profillerini daha hassas bir şekilde analiz etmeye olanak tanıyor. Bu teknolojiler, yatırımcıların ihtiyaçlarına daha uygun ve etkili ürün önerileri sunulmasına yarayarak sermaye piyasalarının genişlemesine katkı sağlayabilir.
Özet
Bireysel yatırımcıları daha iyi anlamak ve ihtiyaçlarına uygun yenilikçi ürünler sunmak, finans sektörü için kritik öneme sahip. Türkiye ekonomisindeki sorunların temel kaynağı, bireylerin finansal okuryazarlık eksikliğinden çok, sistemik ve yapısal zorluklar. Bu bağlamda, yenilikçi ürün geliştirme ve dijitalleşmenin etkin kullanımı, bireysel yatırımcıların desteklenmesinde kilit rol oynayacaktır.
Sermaye piyasası dışındaki geniş yatırımcı kitlesini sisteme dahil edebilmek için ürün yelpazesinin çeşitlendirilmesi ve yaygınlaştırılması şart. Böylece, bireylerin yatırım tercihlerini daha iyi karşılayan çözümler sunularak sermaye piyasalarının derinleşmesi mümkün olabilir.
Kaynaklar
Brayman, S., Finke, M., Bessner, E., Grable, J., Griffin, P. & Clement, R., 2015, Current practices for risk profiling in Canada and review of global best practices, Study prepared for the Investor Advisory Panel of the Ontario Securities Commission.
Kuzubaş T U, Saltoğlu B, 2024, Survey-based measures of risk attitudes and portfolio risk: Evidence from pension participants, Journal of Behavioral and Experimental Finance 43, 100973