Avrupa'nın en büyük şirketleri, özellikle hızla gelişen teknoloji sektöründe, ABD’li rakiplerinin giderek gerisinde kalıyor. Kıtanın en sanayileşmiş ülkeleri olan Almanya, İngiltere’nin en değerli şirketleri genelde finans, sanayi veya tüketim ürünleri şirketleri. Avrupalı şirketler ABD’li teknoloji şirketleriyle rekabeti bırakın yanına bile yaklaşamıyor.
Yapay zeka, yarı iletkenler ve kuantum hesaplama gibi kritik teknolojilerde küresel hakimiyet yarışı, ekonomik ve jeopolitik güç dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. ABD, çığır açan yeniliklerde lider konumdayken Çin’in hızlı yükselişi, değişimin hızını ortaya koyuyor.
ABD’nin “Muhteşem Yedilisi” olarak bilinen piyasa değeri bakımından en büyük şirketleri Nvidia, Microsoft, Apple, Amazon, Alphabet, Meta ve Broadcom (Tesla’nın yerini aldı) yıl başından bu yana yüzde 11 artışla 19,6 trilyon dolar değerlemeye ulaştı. Avrupa’nın en büyük yedi halka açık şirketinin toplam piyasa değeri sadece iki trilyon dolar civarında…
ABD’nin en büyük yedi şirketi yapay zeka altyapısı, bulut bilişim veya veri platformlarına önemli ölçüde aktif firmalar. Ancak Avrupa’da ilk iki şirket; SAP ve ASML teknoloji sektöründe faaliyet gösterirken, geri kalanı lüks mallar, ilaçlar ve temel tüketim malları sektörlerinde yoğunlaşmış durumda. ABD dışındaki en büyük küresel 50 şirket arasında Avrupa Birliği’nden sadece 13 şirket var. Dünyanın en büyük 30 unicorn şirketi sıralamasında ise, ilk 10 ABD’li ve Çinli şirketlerden oluşuyor. Listede AB’den tek bir şirket bile yok. Kıta Avrupası’nı ise üç şirket ile Birleşik Krallık temsil ediyor.
Avrupa’da Çin ve ABD’ye oranla çok daha az sayıda “unicorn” şirket olması küresel teknoloji yarışını nasıl kaybettiğinin bir ölçütü. Unicorn’lar neredeyse her zaman yeni bir şey yapmanın yolunu bulmuş ve hızla büyüyerek faaliyet gösterdiği sektörü altüst eden şirketler olarak kabul ediliyor. Bir başka ilginç kıyaslama da şöyle; ülkelerin en değerli 100 şirketi içinde ABD’de 38 teknoloji şirketi yer alırken Polonya’da 24, Almanya’da 14, İsveç’te 13, Fransa’da 12 ve Birleşik Krallık’ta 10 şirket var.
Bu rekabette geride kalmanın nedenlerine gelince… Avrupa’da “unicorn” sayısı yeterli olmadığı gibi bu yenilikçi şirketler halka açılıp kendi sektörlerinde baskın oyuncular haline gelecek kadar hızlı büyüyemiyor. Avrupa’da farklı yasalara, dillere ve geleneklere sahip 30’dan fazla ülke var, bu yüzden ölçeklendirmek daha zor. Ayrıca risk sermayesi miktarı da dolar bazında ABD seviyesinin beşte biri. Çok önemli bir neden de, kıtanın inovasyonu teşvik eden Ar-Ge harcamalarında geride kalması. Belki hükümetler kişi başına ABD ile benzer miktarda harcama yapıyor ancak ekonomik büyüme eksikliği ve aşırı düzenlemeler nedeniyle çok daha az özel sermaye akışı var.

Teknoloji dünyasında herkesin malumu bir deyiş var: “ABD inovasyon yapar, Çin taklit eder, AB ise yasal düzenleme yapar.” Avrupalı çalışanlar Amerikalı meslektaşlarından daha az üretken ve daha az çalışıyorlar. Dijital ekonominin başladığı 1990’ların sonlarında, bir AB çalışanı, Amerikalı meslektaşlarının saatlik kazancının yüzde 95’ini üretiyordu, şimdi bu oran yüzde 80’den daha az.
Avrupa ekonomileri ABD kadar hızlı büyümüyor ve büyük bir uçurum var. AB ekonomisi şu anda ABD’nin üçte biri kadar ve son birkaç yılda Amerika’nın üçte biri hızında büyüdü. Kuşkusuz Avrupa iş kültürü daha farklı, uzun çalışma saatleri ve gösterişli risk alma yerine istikrar, iş güvenliği ve yaşam kalitesine odaklanma tercih ediliyor.
Ayrıca teknoloji yarışında ölçek ekonomisi çok önemli. Çin ile kıyaslandığında parçalanmış ve farklı piyasa ekosistemlerine sahip tek bir pazar, yalnızca ölçek büyütmek isteyen şirketler için sorun yaratmıyor aynı zamanda inovasyonu da engelliyor.
Peki AB bu yarışta ABD’yi yakalayabilir mi? Avrupa’nın en güçlü kritik teknoloji alanı, henüz en embriyonik olanı; kuantum teknolojisi ve özellikle de fotonik gibi alt alanlar. Ancak Avrupa, çığır açan inovasyonların ve yeni patentlerin sayısı bakımından yapay zeka ve yarı iletken teknolojilerinde açıkça geride kalıyor. Avrupa’da start-up’lara yönelik bir yayın olan EU Start-ups, AB için “Bundan sonra ne yapmalı?” sorusunu şöyle yanıtlıyor:
Dijital altyapının iyileştirilmesi gerekiyor: Avrupa’da dijital altyapının yüzde 80’inden fazlası blok dışından ithal ediliyor. Avrupa merkezli olmayan teknoloji şirketlerine yüksek düzeyde bağımlılık, çeşitli güvenlik ve ekonomik endişeler doğuruyor.
Ölçeklendirme için daha fazla sermayenin kilidi açılmalı: Teknoloji ve özellikle yapay zekada atak yapmak için AB’nin Tasarruf ve Yatırım Birliği’ni (SIU) derinleştirerek risk sermayesini genişletmesi, Avrupalı girişimlerin kendi ülkelerinde büyümeleri gerekiyor.
Üstün yetenekler Avrupa’ya çekilmeli ve tutulmalı: AB’nin vize süreçlerini kolaylaştırarak prestijli burslar oluşturarak ve MIT-Google ortaklıkları gibi güçlü bir akademi ve endüstri işbirliği sağlayarak yetenekleri kendine çekmesi ve elde tutması gerekiyor.
Dijital beceri açığının kapatılması: Yetişkinlerin yüzde 44’ü temel dijital becerilerden yoksun. Yapay zeka becerileri gerektiren işler artık yüzde 56 oranında ücret artışı yaratıyor ve bu da Avrupa’nın iş gücünü yapay zeka odaklı bir geleceğe hazırlamasının aciliyetini ortaya koyuyor.
Düşünce kuruluşu Bruegel’de yer alan “Avrupa, Çin’in teknolojide yükselişinden neler öğrenmeli?” başlıklı yazıda ise şu çözüm önerilerinde bulunuluyor. İlk olarak, hızlı patent lisanslama ve sınır ötesi teknoloji transferi için AB çapında deneme ortamları oluşturulabilir. İkinci olarak, AB’nin araştırma fonlama programı Horizon Europe’tan sağlanan hibeler, uygulamalı Ar-Ge’ye daha fazla odaklanabilir. Üçüncü olarak, kritik teknolojilere olan talebi artırmak ve çığır açan buluşları teşvik etmek için kamu alımları kullanılabilir. Dördüncü olarak, küresel patentleri takip etmek ve hızlı takip stratejilerini tetiklemek için AB düzeyinde bir “Kritik Teknoloji Gözlemevi” kurulabilir. Son olarak, Avrupa’da son dönemdeki askeri harcamalara yönelik baskı kritik teknolojilerde inovasyonu finanse etmek için yeni fırsatlar sunabilir.
Teknolojik rekabette ABD lider konumdayken, Çin hızla arayı kapatırken 10 yıl sonra ne olacak? Çin’in agresif büyümesi ABD’yi iyice zorlayacak ancak Avrupa, fonları önemli ölçüde artırmadığı ve ülkeler arasında çalışmaları birleştirmediği takdirde daha da geride kalabilir ve hatta 2035 yılına kadar yatırımlarını artırıp düzenleyici kısıtlamaları azaltamazsa daha yavaş inovasyon nedeniyle durgunlukla karşı karşıya kalabilir.