ABD, var olduğu sürenin büyük bölümünde ticaret açığı verdi. 1800’lerde ekonomik bir dev haline gelirken ülke düzenli olarak ihraç ettiğinden daha fazlasını ithal etti. İşsizliğin yüzde 25’e ulaştığı felaket boyutundaki Büyük Buhran sırasında ticaret fazlalarımız oldu. Başkan Ronald Reagan’ın 1980’lerin başındaki ekonomik reformlarından sonra ekonomi yüzyılın geri kalanında genişledikçe açık da büyüdü. Ekonomi ne kadar genişlediyse açık da o kadar büyüdü. 1998 ila 2001 arasında federal bütçe fazlalarımız oldu ve ticaret açığı büyüdü.
Ticaret açığından ötürü endişelenenler, Adam Smith tarafından açıklanan temel bir gerçeği göz ardı ediyor: Bir alım - satım işleminde her katılımcı bir şeyler elde eder. Bu sıfır toplamlı bir oyun değildir.
Hepimiz düzenli olarak ticaret açığı veriyoruz. Forbes dergisi bir asırdan fazla bir süredir kağıt tedarikçileri karşısında açık veriyor. Tüketiciler alışveriş yaptığında açık veriyor.
Refahı teşvik eden şey düşük vergi oranları, sağlam para, sorumlu hükümet harcamaları ve asgari yasal düzenlemedir. Bazı yanlış fikirler ticaretin anlaşılmasının önüne geçer. Finans, eğlence ve belirli yüksek teknoloji hizmetleri gibi hizmetler sıklıkla ticaret açığı rakamının dışında bırakılır. Oysa ABD’nin hizmet ihracatı yılda 1 trilyon dolardan fazla bir yekun oluşturuyor. Hizmet ihracatı fazlamız neredeyse 300 milyar dolar.
Ticaret rakamları, Amerikan şirketleri ve onların denizaşırı iştirakleri arasındaki alım satımı da içeriyor ki açıkçası bu sağlıklı bir aktivite. İthalatta da rakamın yarısını üreticiler tarafından kullanılan parçalar oluşturuyor. ABD’nin ithalatının genel ekonomiye oranı, gelişmiş ülkeler arasındaki en düşük rakamlardan biri.
Ticaretteki örüntüler gerçeği çarpıtabilir. Singapur’un ithalatı çok büyük görünüyor çünkü bu şehir devleti genellikle Asya’nın diğer bölgelerindeki nihai varış noktalarına giden yolda ilk durak oluyor. Aynısı Hollanda için de Avrupa’nın diğer bölgelerine yapılan ithalatlar söz konusu olduğunda geçerli.
Ticaret ihracatında yabancı alıcılara yapılan hisse senedi ve tahvil satışları göz ardı edilir. Ayrıca ticaret istatistikleri yabancıların ABD ekonomisine yatırdığı trilyonlarca doları da göz ardı eder. Yabancı sermaye büyümemizde önemli bir rol oynamıştır ve ekonomimize çekidüzen verirsek gelecekte de oynayacaktır.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra, korumacılığın hakimiyetinde geçen ve felaketle sonuçlanan 1930’lara dönüp baktığımızda daha fazla büyüme yaratmak için ticaret engellerinin azaltılmasının gerekli olduğunu öğrendik. Ticaret engellerini sistematik olarak azaltarak ABD ve dünya daha önce hiç olmadığı kadar müreffeh hale geldi.
Ticaret, belirli politika sorunları nedeniyle haksız yere suçlanıyor. Aşırı düzenlemeler ve yüksek vergilerle imalata zarar verilmesinden veya ülkenin aşırı hükümet harcamalarının, istikrarsız doların veya önerilen projeleri geciktiren –örneğin inşasına başlanan bir köprünün zamanında tamamlanamamasına yol açan– kuralların ağır yükü altına sokulmasından ticaret sorumlu değildi. Ayrıca Çin’in fikri mülkiyet haklarımızı gasp etmesine ve oradaki Amerikan şirketlerine adil davranmamasına göz yumulmasından veya ABD’ye fentanil akışına yardımcı olmaktan ticaret sorumlu değildi. Ticaret, ulusal güvenliğimize zarar veren yatırımları veya benzer şekilde güvenlik açısından hassas ihracatları engellememizin önünde bir engel teşkil etmiyor. Ayrıca onlarca yıldır yaptığımız gibi engelleri azaltan ticaret anlaşmaları yapmamızı da engellemiyor.
Ticaret rakamlarını gerçekte oldukları gibi görmeliyiz.
Donanmamızı tekrar üstün hale getirmek
Gerçek bir acil durum: Donanmamız tehlikeli bir şekilde Çin’in gerisinde kalıyor. Pekin deniz gücünü durmadan artırıyor. Amacı basit: küresel ticareti kendi iyi niyetine bağımlı hale getirmek.
Uluslararası deniz yollarında seyrüsefer özgürlüğü iki yüzyıldan uzun süredir ABD’nin bir politika sabiti. Çin, denizlerin özgürlüğünü kesin olarak sonlandırmayı amaçlıyor. Güney Çin Denizi’nde ve yakınlarında okyanus bazlı askeri üsler olan çok sayıda ada inşa etti. ABD sadece kenarda durup bunun olmasına izin verdi. Çin, kendisinin olduğunu iddia ettiği uluslararası sularda Filipinli balıkçı teknelerine zorbalık yapıyor ve Hint-Pasifik ülkelerine şu mesajı veriyor: Politik olarak bize boyun eğin, yoksa ekonomik refahınız ciddi şekilde tehlikeye girer.
Çin’in şu anda ABD’den daha fazla donanma gemisi var. Elbette niteliksel avantajlarımız var, ancak hızlı ve yaratıcı bir şekilde hareket etmezsek bunlar geçici olacak. Askeri gemi inşamız olması gerekenin çok gerisinde ve ticari gemi inşamız tam bir maskaralık. Çin’in 700 okyanus yolculuğuna elverişli gemisi var, ABD’nin 300’den az. Çin tersaneleri dünyanın en büyükleri; 2023’te sipariş edilen gemi sayısı bin 700’dü. ABD tersanelerindeki toplam sipariş sayısı sadece beşti.
ABD’de ticari bir gemi inşa etmenin maliyeti Güney Kore ve Japonya’daki maliyetin neredeyse beş katı. Daha da kötüsü Amerikan teknolojisi onların gerisinde ve gereken vasıflı işgücünden yoksunuz.
Güney Kore’nin en büyük gemi yapımcısı Hyundai Heavy Industries (HHI). Şirket şu anda Kore donanması için Aegis destroyer’larımıza çok benzeyen bir destroyer inşa ediyor. Ancak HHI bunu ABD’nin yaptığının yarısından daha az maliyetle ve çok daha kısa sürede yapıyor. Bu destroyer Amerikan parçaları ve teknolojisiyle dolu. Bir HHI yöneticisinin Wall Street Journal’a ifade ettiği gibi, “Bu temelde bir ABD savaş gemisi.”
Hyundai tersaneleri, Yeni Zelanda, Filipinler ve Peru için de askeri gemiler inşa ediyor.
Açıkça görülüyor ki ABD ile Çin arasındaki uçurum kapatılamayacak kadar büyük. Ancak gözümüzün içine bakan bir çözüm var: Güney Kore ve Japonya’daki gelişmiş tersanelerle donanma gemileri inşası için sözleşme imzalamak. Elbette aynı anda ABD gemi yapımını büyük ölçüde iyileştirmek için çaba sarf etmeliyiz.
Amerika’nın en büyük askeri gemi yapımcısı Huntington Ingalls Industries, kısa süre önce HHI ile savunma ve ticari projeler için gemi üretiminin hızlandırılması konusunda işbirliği fırsatlarını incelemek üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.
HHI ve Güney Kore’deki bir diğer büyük tersane, belirlenen ABD donanma gemilerinde onarım ve bakım çalışmaları için onay aldı. Bunların hepsi iyi ve güzel, ancak denizcilikteki acil durumu göz önünde bulundurarak Güney Kore ve Japonya’da da gemiler inşa etmeye başlamalıyız.
Mevcut yasaya göre yabancı şirketlerin ABD donanma ve ticaret gemilerini inşa etmesi yasak. Ancak Başkan Trump ulusal güvenlik gerekçesiyle bir muafiyet tanıyabilir. Kongre, kendi payına düşeni yapmak için bu muafiyeti yasalaştırmalı ve Amerikan gemi yapımını korumak adına çıkarılıp onu mahveden Jones Yasası’nı yürürlükten kaldırmalı.