Apple TV+’ın son zamanlardaki dizisi Lessons in Chemistry (Kimya Dersleri), 1950’lerde Amerika’da geçiyor. Dizi, laboratuvardan atılan ve bir televizyon yemek programı sunucusu olan kimyager Elizabeth Zott’un hayatını anlatıyor. Ancak bu bir "kadın hikayesi" olmanın çok ötesinde; "Birincil İlkeler", "Efektüasyon" ve "Job Crafting" teorileri üzerine yazılmış, CEO'lara ders niteliğinde bir strateji manifestosu.
Elizabeth Zott, kendisine dayatılan "Gülümse ve köfte tarifini ver" şablonunu reddeder. Mutfak bazen laboratuvar hissi verir. Yemek yaparken her şey kimya gibi olur. Tuzu uzatır mısın?"demez, "Sodyum klorür nerede?"der. Bu bakış açısı, iş dünyasında önemli bir değişiklik yapmanın anahtarıdır.
Aristo’dan Elon Musk’a: "Birincil İlkeler" (First Principles)
Elizabeth mutfakta yemek yaparken, aslında yaklaşık 2000 yıl önce Aristoteles’in düşündüğü bir fikri kullanıyor. Aristo, Metafizik eserinde buna "arche" (başlangıç/kök) der: Bir şeyi gerçekten bilmek için, onu artık parçalanamayacak en küçük doğrularına, yani atomlarına kadar ayırmak ve oradan yeniden inşa etmek gerekir. Varsayımları değil, fiziksel gerçekleri temel almaktır.
Bugünün en ileri görüşlü liderlerinden biri olan Elon Musk, bu düşünceyi iş dünyasına şöyle aktarır: "Çoğu insan birer aşçı gibi var olan tarifleri kullanır. İnovatif liderler ise birer kimyagerdir."Elon Musk uzay sektörüne girdiğinde insanlar, roketlerdeki bataryaların çok pahalı olduğunu ve bu işten para kazanmanın zor olacağını söylüyordu. Musk ise analojiyi reddetti ve Aristo gibi "arche"ye indi: "Roketin hammaddesi ne?Alüminyum, titanyum, bakır. Bunların Londra Metal Borsası'ndaki fiyatı ne?"Gördü ki hammadde maliyeti, roketin satış fiyatının sadece %2'siydi. Sorunun kaynağı malzeme değildi. Üretim şekli yanlıştı. İşte "Birincil İlkeler" budur; herkesin "imkansız" dediği şeyi, moleküllerine ayırıp ucuza mal etmektir.
Tarihte bunun en çarpıcı örneği Johannes Gutenberg’dir. O dönemde herkes "Daha hızlı nasıl el yazısı yazarız?" (Analoji) diye düşünürken, Gutenberg yazı yazma eylemini en küçük parçasına, yani "tek bir harfe" indirgedi. Üzüm sıkma presinin mekaniği ile madeni para basma tekniğini birleştirdi ve matbaayı icat etti. Elizabeth Zott da dizide "Lazanya nasıl yapılır?"sorusuna "Annem gibi" diye cevap vermez. "Protein bağları ısıda nasıl kopar?"diye sorar. Bence bu kusursuz lazanyaya giden yol.
Mükemmel plan yoktur: "Efektüasyon" (Effectuation) Teorisi
Dizide Elizabeth laboratuvarını kaybeder. Kaynakları, bütçesi, ekibi yoktur. Sadece bir mutfağı vardır. Burada, Profesör Saras Sarasvathy tarafından 2001 yılında ortaya atılan "Efektüasyon" teorisi öne çıkar.
Yöneticiler genelde "Nedensel" (Causal) düşünür: "Akşama lazanya yapacağım, markete gidip eksikleri almalıyım." (Hedef -> Kaynak). Girişimci liderler ise "Efektüel" (Effectual) düşünür: "Dolabı açtım, elimde ne var? Ispanak, yumurta ve biraz peynir. Bundan ne yaratabilirim?" (Kaynak -> Hedef).
Efektüasyon, “Eldeki Kuş” kuralına dayanır. Lider kendine üç soru sorar: 1. Kimim?2. Ne biliyorum?3. Kimi tanıyorum? Mükemmel şartları beklemez, eldeki malzemeyle başlar.
Airbnb’nin nasıl kurulduğu buna çok iyi bir örnek. 2008’de Brian Chesky ve Joe Gebbia’nın kirayı ödeyecek paraları yoktu. Pazar araştırması yapıp "Otelcilik sektörü kârlı" demediler (Nedensel). Eldeki kuşa bakıp konuştular: "San Francisco’da bir tasarım konferansı var, otellerde yer yok ve evde fazladan bir şişme yatak var."O şişme yatağı ve sabah kahvaltısını (AirBed & Breakfast) satarak başladılar. İlk finansmanlarını sağlamak için "Obama O's" adında mısır gevreği kutuları tasarlayıp sattılar. Airbnb bugün 100 milyar doların üstünde bir değere sahip. Şirket bu “eldeki imkanlarla hayatta kalma” kuralı ile ortaya çıktı.
Bugünlerde sıkça konuşulan bir örnek var: ZOE ve beslenme bilimi.
Elizabeth Zott'un 1950'lerde "Yemek kimyadır" diyerek başlattığı akımın günümüzdeki en güçlü temsilcisi, kişiselleştirilmiş beslenme markası ZOE’dir. Profesör Tim Spector tarafından kurulan ZOE, diyet endüstrisindeki "Herkes için tek tip diyet" (Analoji) anlayışını reddeder. İnsanlara "şunu ye, şunu yeme" demek yerine; evlerine gönderdiği test kitleriyle (Efektüasyon - laboratuvarı eve taşımak) herkesin kendi vücudunun kimyasını ve mikrobiyotasını çözmesini sağlar. Peki sonra ne olur? Kullanıcı bu test sonuçlarını ZOE'ye gönderir ve ZOE, yapay zeka destekli bir analizle kişiye bir "hazır yemek paketi" değil, bir "karar destek mekanizması" (mobil uygulama) sunar.
Siz markete gidip bir elma, bir avuç badem veya bir dilim pizza aldığınızda; uygulama size bu gıdanın sizin kan şekerinizi, kan yağlarınızı ve bağırsak bakterilerinizi nasıl etkileyeceğini "Kişisel Puan" üzerinden gösterir. Yani ZOE size balık vermez (yemek göndermez); size kendi biyolojinizi öğreterek balık tutmayı öğretir. Tıpkı dizide Elizabeth Zott'un "Size yemek yapmayı öğretmiyorum, size yemeğin kimyasını öğretiyorum ki özgürleşin" demesi gibi; ZOE de insanları endüstriyel diyet listelerinin kölesi olmaktan kurtarıp, kendi vücutlarının uzmanı yapar.
İşi yeniden şekillendirme: "Job Crafting" sanatı
Sonunda, Elizabeth iş tanımını değiştirdi ve bu en büyük başarısı oldu. Yale Üniversitesi’nden Amy Wrzesniewski ve Jane Dutton 2001 yılında "Job Crafting" yani İşini Yeniden Tasarlamak kavramını tanımladı. Bu kavram sessiz bir değişimi başlattı.
Wrzesniewski bu fikre, bir hastanede temizlik işinde çalışanları izlerken vardı. Bazı görevliler işleri için sadece "yerleri silmek" dedi. Diğerleri ise işlerini "hastaların iyileşmesine yardımcı olmak" diye gördü. Bu ikinci grup, görev tanımında olmamasına rağmen; komadaki hastaların resimlerini değiştiriyor, yaşlı hastalarla sohbet ediyordu. Yani işlerine "anlam" katıyorlardı.
Wrzesniewski buna "Bilişsel Yapılandırma" (Cognitive Crafting) dedi. Çalışan, yöneticiden izin almadan işi farklı yapar ve işin anlamını değiştirir. Elizabeth Zott da tam olarak bunu yapar. Kendini bir sunucu gibi görmez. Daha çok milyonlarca kadına yol gösteren bir öğretmen gibi düşünür.
İş dünyasındaki en çarpıcı örnek ise Frito-Lay fabrikasında bir temizlik görevlisi olarak çalışan Richard Montañez’dir. Montañez’in iş tanımı yerleri süpürmekti. Ama o, yaptığı işi yalnızca süpürge yapmak olarak görmedi. Yaptığı işi şirketi kurtarmak için bir şans olarak gördü. Fabrikadaki hatalı cipsleri evine götürdü, Meksika baharatlarıyla harmanladı ve "Flamin' Hot Cheetos"u yarattı. Bir temizlik görevlisi olarak CEO’yu arama cesaretini gösterdiğinde, aslında Elizabeth Zott’un yaptığını yapıyordu: "Bana verilen etiket bu olabilir, ama benim yarattığım değer bu."
Tariflere Bağlı Kalmayın
Lessons in Chemistry, bize liderliğin sadece CEO koltuğunda yapılmadığını hatırlatıyor. Liderlik; Aristo gibi sorgulamak, Airbnb kurucuları gibi eldeki imkanla başlamak ve Montañez gibi işine yeni bir ruh üflemektir.
Şimdi masanıza (veya mutfak tezgahınıza) dönün ve kendinize sorun: Ben sadece tarifleri uygulayan bir aşçı mıyım, yoksa kendi formülünü yazan bir kimyager mi?