;
Arama

2026'da dikkat edilmesi gereken yedi tasarım trendi

Yeni bir yıl, yalnızca takvimde değil, ruh halinde de bir değişimi beraberinde getiriyor. Tasarım dünyasında ise bu dönüşüm modaya kıyasla daha yavaş ilerliyor; küçük kırılmalar zamanla birikerek yerleşik normlardan sapmaya yol açıyor.

31 Ocak 2026, 12:00

Son yıllarda yükselişe geçen maksimalizm bu dönüşümün en net örneklerinden biri. Japandi dahil olmak üzere İskandinav minimalizminin yaklaşık on yıllık hakimiyetinin ardından, tasarımcılar sade ve nötr çizgilerden uzaklaşarak daha cesur, daha karakterli mekanlara yöneliyor. Peki 2026’da tasarım dünyasını başka hangi eğilimler bekliyor? Bu soruyu, trendleri belirleyen önde gelen tasarımcılar yanıtladı.

Maksimalizm ana akıma taşınıyor

2026’da iç mekanların daha ifadeci bir kimlik kazanması bekleniyor. Hirsch Bedner Associates (HBA) Londra ortağı Sayeli Uysal Ayaydın’a göre, tamamen nötr tonlara dayanan, sade ve manastırvari mekanların dönemi kapanıyor. Yerini ise zanaat, duygu ve duyusal zenginliği öne çıkaran; “daha çok, daha iyidir” anlayışıyla şekillenen maksimalist bir estetik alıyor.

Londra merkezli Studio Shayne Brady’nin kurucusu ve yaratıcı direktörü Shayne Brady de bu görüşü paylaşıyor. Brady, “Yapaylıktan uzak, kişilik ve özgüven yansıtan bir ‘otantik maksimalizm’ yükselişte” diyor. Ona göre hem otelciler hem de ev sahipleri, güçlü bir bakış açısına sahip mekanlar talep ediyor. Savoy Oteli’ndeki Gallery ve Mandarin Oriental Hyde Park’taki The Aubrey, bu yaklaşımın dikkat çeken örnekleri arasında yer alıyor.

Brady, bu dönüşümün arkasında daha genç ve varlıklı bir kitlenin olduğunu vurguluyor. Bu kitlenin beklentileri, markaları ve mekanları daha şeffaf, daha sorumlu ve sosyal açıdan daha bilinçli olmaya zorluyor.

Daha sıcak ve zengin renk paletleri

Her yıl açıklanan “yılın rengi” tahminleri değişkenlik gösterse de, tasarımcılar arasında ortak bir görüş var: Daha sıcak ve daha derin tonlara doğru bir yönelim söz konusu.

Prima Design’ın kurucusu James Cavagnari, 2026’da soluk maviler, toprak yeşilleri, koyu kırmızılar ve sıcak hardal sarılarının öne çıkacağını söylüyor. Cavagnari’ye göre bu renkler baskın değil; aksine mekanlara derinlik, sıcaklık ve yaşanmışlık hissi katıyor.

Shayne Brady ise bal rengi ahşapların güçlü bir geri dönüş yaptığını belirtiyor. Bu tür doğal malzemeler, mekanlara hem yumuşak bir ışıltı hem de zahmetsiz bir sıcaklık kazandırıyor. Kırmızı çöl kumları, yumuşak hardal sarıları ve derin toprak tonları, minimalizmin sade renk anlayışını daha lüks ve sofistike bir çizgiye taşıyor.

Ayaydın’a göre bordo, pas rengi, kil tonları ile güneşte yanmış turuncular yeniden sahnede. Erik ve patlıcan moru gibi koyu tonlar ise mekanı boğmadan dramatik ve lüks bir vurgu yaratıyor.

Analog yaşama özlem

Günlük hayatın büyük ölçüde dijitalleşmesi, insanları duyulara hitap eden, anda kalmayı sağlayan mekanlara yöneltiyor. Üstelik bu mekanların, fiziksel deneyimin yanı sıra sosyal medyada da güçlü bir etki yaratması bekleniyor.

Steve Leung Design Group Operasyon Direktörü Nicholas Leung, insanların hem yüz yüze hem de çevrim içi ortamda yankı uyandıran, tematik ve sürükleyici deneyimler aradığını söylüyor. Bu yaklaşım, lüks anlayışını gösterişten uzaklaştırarak özenle kurgulanmış, deneyim odaklı bir noktaya taşıyor.

Kimpton Tsim Sha Tsui Hong Kong’daki Yüzme Kulübü, bu eğilimin çarpıcı örneklerinden biri. Güney Kaliforniya havuz kulüpleri ve Hollywood Hills arka bahçe partilerinden ilham alan mekan, iç ve dış alanları bütünleştirerek hem sosyal etkileşimi hem de dijital paylaşımı teşvik eden bir atmosfer sunuyor.

Şıklığın önünde kişisel hikâyeler

Kusursuz vitrin estetiğinin yerini, kişisel hikâyeler anlatan mekanlar alıyor. Ne kadar bireysel, o kadar değerli anlayışı güç kazanıyor.

Floransa’daki tarihi bir Rönesans sarayını butik otele dönüştüren James Cavagnari, en güçlü eğilimlerden birinin son derece kişisel mekanlara duyulan arzu olduğunu söylüyor. Ev sahipleri, giderek anılarını, iç dünyalarını ve yaşam biçimlerini yansıtan alanlar talep ediyor.

Cavagnari, tasarımcıları “ev sahibinin kendi hikâyesinin yönetmeni” olarak tanımlıyor. Ona göre 2026’da iç mekanlar, tamamlanmış ürünler olmaktan çok, içinde yaşayanlarla birlikte zamanla şekillenen canlı anlatılara dönüşecek.

Akışkan ve hibrit alanlar kalıcı hale geliyor

Pandemi sonrası yaşam biçimleri, çok amaçlı ve uyarlanabilir mekan ihtiyacını kalıcı hale getirdi. Çalışma, sosyalleşme ve dinlenme arasındaki sınırlar giderek silikleşiyor.

LW Design Group Yaratıcı Yönetici Ortağı Pooja Shah-Mulani, lobilerin artık yalnızca giriş alanı değil; kafe, ortak çalışma alanı ve akşam dinlenme salonu olarak da işlev gördüğünü vurguluyor. Bu “üçüncü mekanlar”, esnek çalışma düzenlerine, uzun konaklamalara ve topluluk arzusuna yanıt veriyor.

Mekân duygusu ve yerel kimlik öne çıkıyor

İster ev ister otel olsun, kullanıcılar artık bulundukları yeri gerçekten yansıtan mekanlar arıyor. Brady’ye göre insanlar özgün deneyimler ve gerçek bağlar kurmak istiyor; bu da tasarımı yerel kültür, zanaat ve karakterle daha güçlü biçimde ilişkilendiriyor.

Shah-Mulani ise küresel ve anonim estetik anlayışının bilinçli şekilde terk edildiğini belirtiyor. Yerel zanaatkarlık, malzeme dürüstlüğü ve kültürel semboller üzerinden anlatı kuran mekanlar, konuklara yalnızca bir konaklama değil, bir aidiyet hissi sunuyor.

El işçiliği yeniden değer kazanıyor

Wabi-sabi felsefesinin doğayı ve kusurluluğu yücelten yaklaşımı, Japonya sınırlarını aşarak küresel ölçekte benimseniyor. Ayaydın’a göre algoritmaların ve kusursuz kopyaların egemen olduğu bir çağda, el yapımı unsurlar güçlü bir karşı duruş niteliği taşıyor.

Serbest fırça darbeleri, oyma ahşaplar ve bilinçli düzensizlikler barındıran tekstiller, insan elinin izini ve ruhunu ön plana çıkarıyor.

Mirahston’ın kurucuları Hugo ve Maddie Cordle ise 2026’nın en büyük trendinin “vazgeçmek” olduğunu savunuyor. Sürekli yeniyi kovalamak yerine, antika parçalar aramak, mevcut olanı yeniden değerlendirmek ve kolaylıktan çok karakteri seçmek ön plana çıkıyor.

Cordle çiftine göre, tasarımda hız yerine hikâye, tüketim yerine anlam önem kazanıyor. Yavaşlayan, özenle kurgulanmış ve zamana direnen iç mekanlar, 2026’nın ruhunu tanımlıyor.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok