Avrupa Birliği’nin Çin ile ticaret ve ekonomik ilişkilerini yeniden dengeleme yönündeki son girişimi daha şimdiden tökezlemeye başladı. Planlama sürecine dahil olan bazı üye devletler ve yetkililer, diplomasi başarısız olursa AB’nin kararlı adımlar atmaya hazır olmadığı konusunda şüphe duyuyor. Bloomberg’e konuşan yetkililerin değerlendirmelerine göre AB’nin Pekin’e karşı daha sert bir tutum benimsemeye yönelik yenilenen kampanyasına rağmen, birliğin anlamlı değişiklikler yapacak siyasi iradeye sahip olmadığı belirtiliyor.
Ticaret açığına dair uzlaşamadılar
Üye devletler, Çin’in baskın ekonomik konumunun yarattığı ciddi riskler konusunda aynı görüşü paylaşıyor. Ancak şu anda 360 milyar euro’yu (410 milyar dolar) aşan ticaret açığını gidermek için hangi somut adımların atılması gerektiği ya da devlet sübvansiyonlarına dayanan Çinli şirketlere karşı yerli sanayilerin nasıl rekabetçi hale getirileceği konusunda liderler henüz uzlaşabilmiş değil.
Danışmanlık şirketi Teneo’nun genel müdürlerinden Gabriel Wildau, yayımladığı bir değerlendirme notunda, “Pekin’in, Brüksel’in sanayi sübvansiyonları ve yetersiz iç talep nedeniyle kontrolden çıktığını düşündüğü sanayi kapasitesi fazlasını tek taraflı olarak azaltmaya niyetli olmadığı açık. Avrupa ile olan ticaret fazlasını kayda değer ölçüde azaltacak kadar güçlü bir politika adımına dair hiçbir işaret bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Sözcüsü Arianna Podestà ise yaptığı açıklamada, AB’nin Çin yaklaşımını “riskleri azaltma ve çeşitlendirme politikası izlerken diyaloğa dayalı angajmanı sürdürmek” olarak tanımladı. Podestà, “Çin ile ticaret ilişkilerimizde yeniden denge sağlamak birincil öneme sahiptir” dedi.
Kaynaklara göre Pekin şimdiye kadar görüşmeleri ihracatını sınırlamaya odaklamaya isteksiz davrandı. Bunun yerine AB’nin Çin’e ihracatını artırmayı kolaylaştırmayı tercih ediyor. Ancak AB, hem devasa ticaret açığı hem de Çin’in pazar engelleri ile zayıf iç tüketimi nedeniyle her iki konuyu da ele almak istiyor. Çin ayrıca ticarette yaşanabilecek ani artışların ortaklaşa izlenmesine de açık.
Kaynaklara göre Pekin, müzakerelerde karşılıklılık esasına dayalı, işlem odaklı bir yaklaşım izliyor ve yaptığı her değişikliğe karşılık AB’nin de adım atmasını bekliyor. AB ise kritik tedarik ürünleri için başvurularını yeniden yapmak zorunda kalmayacak güvenilir şirketlerden oluşan “beyaz listeler” oluşturulmasını önerirken, Pekin’den pazara erişim kısıtlamalarını azaltmasını talep ediyor. Kaynaklar, Birliğin Çin’in ihracatını sınırlaması yönündeki baskısını da sürdüreceğini belirtti.
Fikir ayrılığı
Avrupa sanayisi açısından tehdidin varoluşsal boyutta olmasına rağmen, AB liderleri geçen ay Brüksel’de düzenlenen toplantıda bu soruna nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda ortak bir çizgide buluşamadı. Bazı liderler Komisyona, Pekin’e karşı kullanılabilecek yeni araçlar geliştirme ve uygulama yetkisi verilmesini isterken, diğerleri daha temkinli davranarak bekle-gör yaklaşımını benimsedi ve görüş ayrılıklarının diyalog yoluyla çözülmesini savundu. Bazıları ise mücadelenin zaten kaybedildiği uyarısında bulunarak, AB’nin hassas sektörlerde Çin’e bu kadar bağımlı hale gelmiş olması nedeniyle hızla sonuçları hafifletmeye odaklanması gerektiğini dile getirdi.
Üst düzey bir AB yetkilisine göre birliğin sorunu araç eksikliği değil, siyasi irade oluşması halinde harekete geçmesine olanak tanıyacak yeterli enstrümana zaten sahip. Bu araçlardan biri, üye devletlerin destek vermesi halinde AB’nin zorlayıcı ekonomik uygulamalara karşı çok sayıda gümrük vergisi ve gümrük dışı tedbir uygulamasına imkan tanıyan zorlamaya karşı araç. Ancak birlik bugüne kadar bu mekanizmayı hiç kullanmadı.
Maliyetleri üstlenmek istemiyorlar
Bir başka yetkili ise, olası Çin misillemesinin doğuracağı maliyeti üstlenmeye istekli üye devlet sayısının yetersiz olduğunu söyledi. Her iki yetkili de buna örnek olarak AB’nin ABD ile yürüttüğü müzakereleri gösterdi. Birlik başlangıçta sert bir yaklaşım sergilemekten kaçınmış, sonunda ise ABD’nin Avrupa mallarına uyguladığı gümrük vergilerini kabul ederken Amerikan ürünlerine yönelik tarifeleri kaldırdığı, dengesiz olarak değerlendirilen bir serbest ticaret anlaşmasına razı olmuştu.
Çin, savunma ve otomotiv gibi Avrupa’nın kilit sektörleri için kritik öneme sahip mineraller ve çipler üzerinde hala güçlü bir hakimiyete sahip. Bu durum, Pekin’e karşı sert bir politika izlemeyi AB açısından zorlaştırıyor. Çünkü Çin hükümeti ihracat kontrollerini kullanarak Avrupalı şirketleri ciddi şekilde zor durumda bırakabiliyor. Pekin ayrıca, sanayisini korumaya yönelik AB adımlarına ve politika araçlarını genişletme girişimlerine karşı mücadele edeceği uyarısında bulunmuş durumda.
2025 yılında Çin, nadir toprak elementlerine ihracat kısıtlamaları getirerek bu alandaki gücünü gösterdi. Söz konusu adım küresel çapta tedarik sıkıntısı ve üretim durmaları endişesine yol açtı. AB’nin tedarik zinciri kesintilerine ne kadar açık olduğunu gösteren bir gelişmede ise Avrupalı otomobil üreticileri, bu yılın başlarında büyük bir Çinli yarı iletken tedarikçisine yönelik yaptırımların geçici olarak askıya alınması için komisyon nezdinde başarılı bir lobi faaliyeti yürüttü. Şirketler, muafiyet sağlanmaması halinde stoklarının birkaç hafta içinde tükeneceği uyarısında bulundu.
“Aradaki fark giderek büyüyor”
AB Ticaret Komiseri Maros Sefcovic, hafta başında Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, ihracat kontrolleri ve yatırımlar gibi konulardaki ticari anlaşmazlıkları ele almak üzere istişare mekanizmaları ve çalışma grupları kurulması konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Taraflar bu alanlarda ilerleme sağlanması için ekim ayını son tarih olarak belirledi. Sefcovic, “Aradaki fark giderek büyüyor. Çin’in AB’ye ihracatı artmaya devam ederken, bizim Çin pazarındaki payımız sürekli küçülüyor.” dedi ve ekledi: “Bu eğilim sürdürülebilir değil. Mevcut durum bir seçenek olamaz.”
Komisyon Sözcüsü Podesta’ya göre aynı zamanda Komisyon, mevcut ticaret savunma araçlarını gözden geçiriyor ve yeni araçları da değerlendiriyor. Birlik ayrıca, Rus enerjisine bağımlılığını azaltırken izlediği yönteme benzer şekilde tedarik kaynaklarını çeşitlendirmenin yollarını ve olası kesintilerden ağır etkilenebilecek sektörleri nasıl destekleyebileceğini araştırıyor. Kaynaklara göre Sefcovic, üye devletlerin büyükelçileriyle yaptığı toplantıda yeni görüşmelerin somut sonuçlar vereceğine dair güvenini dile getirdi.