Türkçede sık kullanılan bir söz vardır: “Tarafsız olan bertaraf olur.”
Bu ifade çoğu zaman siyasette kullanılır. Ancak biraz dikkatli bakıldığında yalnızca siyaseti değil; iş dünyasını, medyayı ve hatta uluslararası ilişkileri de açıklayan güçlü bir gerçeği yansıtır. Çünkü modern ekonomilerde şirketler artık yalnızca ekonomik aktörler değildir; aynı zamanda politik, düzenleyici ve jeopolitik ortamın içinde faaliyet gösteren oyunculardır.
Peki iş dünyasında gerçekten tarafsız kalmak mümkün mü?
Teoride kulağa cazip gelen bu kavram, pratikte oldukça karmaşık bir tabloya işaret eder.
Ekonomide tarafsızlık neden zor?
Bugünün küresel ekonomisi derin bir karşılıklı bağımlılık sistemi üzerine kuruludur.
Bir şirketin üretimi bir ülkede yapılabilir, finansmanı başka bir finans merkezinden sağlanabilir, teknolojisi farklı bir ülkeden gelir ve satış pazarı bambaşka bir coğrafyada olabilir.
Bu yapı şirketleri farkında olmadan birçok güç merkezine bağlar.
Örneğin küresel ticaretin büyük bölümü ABD doları üzerinden gerçekleşiyor. Bu da uluslararası finans sisteminin önemli ölçüde Amerikan merkezli olduğu anlamına geliyor.
Çin ise bugün 120’den fazla ülkenin en büyük ticaret ortağı konumunda.
Enerji alanında da benzer bağımlılıklar oluştu. Avrupa uzun yıllar Rus gazına bağımlı kaldı. 2022’de Ukrayna savaşı bu bağımlılığın nasıl stratejik kırılganlıklar yaratabileceğini açık biçimde ortaya koydu.
Böylesine iç içe geçmiş bir ekonomik düzende şirketlerin tamamen tarafsız kalması giderek zorlaşıyor.
Türkiye’de iş dünyasının gerçekliği
Türkiye gibi devletin ekonomi üzerindeki etkisinin güçlü olduğu ülkelerde tablo daha da karmaşıktır.
Devlet politikaları iş dünyasının faaliyet alanını doğrudan etkileyebilir. Birçok sektörde şirketlerin büyümesi veya zorlanması şu faktörlerle yakından ilişkilidir:
• vergi politikaları
• teşvik sistemleri
• kamu ihaleleri
• finansman ve kredi erişimi
• düzenleyici kararlar ve lisanslar
Bu nedenle bazı şirketler siyasi iktidarla yakın ilişkiler kurmaya çalışır. Ancak burada önemli bir risk vardır.
Siyasete aşırı yakın olmak kısa vadede avantaj sağlayabilir; fakat iktidar değişimlerinde ciddi kırılganlıklar yaratabilir.
Öte yandan iktidara mesafeli duran şirketler de başka bir riskle karşılaşabilir: teşviklerden, kredilerden veya kamu imkanlarından uzak kalmak.
Dolayısıyla iş dünyası çoğu zaman iki uç arasında sıkışır:
fazla yakın olmak ya da fazla uzak kalmak.
Her iki durum da uzun vadede risklidir.
Küresel örnekler
Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü değildir.
Rusya’da Kremlin’e yakın iş insanları uzun yıllar önemli ekonomik avantajlar elde etti. Ancak Ukrayna savaşı sonrasında bu isimlerin bir kısmı uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya kaldı.
Çin’de ise büyük teknoloji şirketleri devletle uyumlu hareket etmek zorunda. Alibaba ve Ant Group’un yaşadığı regülasyon krizleri bunun çarpıcı örnekleri arasında yer alıyor.
ABD’de farklı bir model vardır. Devlet ile iş dünyası arasında daha kurumsal bir mesafe bulunur. Buna rağmen şirketler lobi faaliyetleri ve siyasi bağışlar üzerinden politika süreçlerine etkide bulunur.
2024 ABD seçimlerinde şirketler ve lobi grupları tarafından yapılan siyasi bağışların 10 milyar doların üzerine çıktığı tahmin ediliyor.
Yani sistemler farklı olsa da siyaset ile iş dünyası arasındaki ilişki hiçbir yerde tamamen kopuk değildir.
Devletler bile tam tarafsız değil
Tarafsızlık kavramı devletler için bile sınırlıdır.
En çok verilen örneklerden biri İsviçre’dir. 1815’ten beri tarafsızlık politikası izleyen İsviçre bugün 120’den fazla uluslararası kuruluşa ev sahipliği yapan bir diplomasi merkezidir.
Ancak İsviçre bile Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Avrupa Birliği yaptırımlarına büyük ölçüde katıldı.
Finlandiya ise uzun yıllar tarafsız kaldıktan sonra 2023’te NATO’ya katıldı.
Bu örnekler uluslararası ilişkilerde tarafsızlığın çoğu zaman mutlak değil, koşullu bir denge politikası olduğunu gösteriyor.
Akıllı tarafsızlık
Bu nedenle iş dünyasında asıl mesele tarafsızlık değil, denge kurabilmektir.
Bugünün karmaşık ekonomik ve politik ortamında şirketlerin ayakta kalabilmesi için “akıllı tarafsızlık” diyebileceğimiz bir yaklaşım giderek daha fazla önem kazanıyor.
Bu yaklaşım ne tamamen siyasetin içinde olmak ne de tamamen dışında kalmaktır.
Daha çok riskleri dağıtabilen, farklı güç merkezleriyle çalışabilen ve kurumsal güven inşa edebilen bir denge stratejisidir.
İş dünyası için üç ilke
Bu ortamda şirketlerin sürdürülebilir bir denge kurabilmesi için üç temel ilke öne çıkıyor:
Kurumsal bağımsızlığı korumak.
Şirket stratejisini tek bir siyasi çevreye veya tek bir güç merkezine bağımlı hale getirmek uzun vadede risk yaratır.
Jeopolitik riskleri dağıtmak.
Tek bir pazara, finans kaynağına veya tedarik zincirine aşırı bağımlılık şirketleri kırılgan hale getirir.
İtibar sermayesini korumak.
Kısa vadeli avantajlar uğruna uzun vadeli güven kaybı yaşamak şirketler için en büyük maliyetlerden biridir.
Mesajım
“Tarafsız olan bertaraf olur” sözü iş dünyasında zaman zaman gerçekçi görünebilir. Ancak bir başka gerçek daha vardır: siyasete aşırı yakın olmak da uzun vadede ciddi riskler doğurur.
Bu nedenle başarılı şirketler çoğu zaman şu yolu seçer:
ne tamamen taraf olmak
ne de tamamen tarafsız görünmek.
Asıl beceri dengeyi kurabilmektir.
Tarafların keskinleştiği bir dünyada bazı aktörler çatışmanın parçası olur.
Bazıları ise köprü kuran oyuncular haline gelir.
Bugünün karmaşık ekonomisinde belki de en değerli konum tam da budur: bertaraf olmadan tarafsız kalabilmek.