Neredeyse her hafta yeni bir güzellik ürünü piyasaya çıkıyor. Sosyal medyada serumlar, bakım yağları ve kremler arka arkaya tüketicilerin karşısına çıkarken sektörün karşı karşıya olduğu aşırı tüketim ve güzellik atığı sorunu da giderek büyüyor. Son kullanma tarihi geçen ürünler, geri dönüştürülmesi zor ambalajlar ve hiç kullanılmadan bir kenara bırakılan ürünler sonunda çoğunlukla çöpe gidiyor.
Rakamlar da sektörde uzun süredir dile getirilen israf sorununu ortaya koyuyor. Avery Dennison'ın verilerine göre güzellik ve kişisel bakım ürünlerinin yüzde 10'undan fazlası tedarik zincirinin farklı aşamalarında israf ediliyor. Bu durum, her yıl yaklaşık 4,8 milyar dolarlık ekonomik kayba yol açıyor. İsrafın yüzde 6,2'si aşırı üretimden kaynaklanırken, yüzde 4'lük bölüm ise ürünlerin tüketiciye ulaşmadan önce zarar görmesi veya bozulması nedeniyle ortaya çıkıyor.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, sektör tahminleri güzellik ürünlerinin yüzde 20 ila 40'ının iadeler, son kullanma tarihi geçen test ürünleri veya depolarda satılmadan bekleyen stoklar nedeniyle çeşitli biçimlerde israf edildiğine işaret ediyor. Ambalaj atıkları da sorunun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Her yıl plastik, kağıt, cam ve metalden yaklaşık 120 milyar adet güzellik ambalajının çöpe atıldığı tahmin ediliyor. Bu miktar, sektörün toplam atığının yaklaşık yüzde 70'ine karşılık geliyor.
Güzellik sektöründe döngüyü değiştirme arayışı
Güzellik sektörü yeni markalar ve ürün lansmanlarıyla sürekli büyüyen bir döngü içinde ilerlerken, bu modelin çevresel etkisini göz ardı etmek giderek zorlaşıyor. Buna karşılık sektörün farklı noktalarında kurucular, formülatörler ve uzmanlar israfı azaltmaya yönelik yeni modeller geliştiriyor.
Daha bilinçli abonelik sistemlerinden mağazalardaki dolum noktalarına, üretimde kullanılan hammaddelerin yetiştirilme biçiminden küçük ölçekli üretime kadar farklı yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu girişimler yalnızca sektörün atık sorununa çözüm aramıyor, tüketicilerin güzellik ürünlerini satın alma ve kullanma biçimini de değiştirmeyi hedefliyor.
Daha az ürün, daha bilinçli seçim
Güzellik sektöründe israfı azaltmaya yönelik modellerden biri, tüketicilere çok sayıda ürünü aynı anda sunmak yerine ihtiyaçlarına göre hazırlanmış seçkiler oluşturmak.
REGIMES'in kurucusu Adriana Furlotti, kendi deneyiminin bu modelin ortaya çıkmasında etkili olduğunu söylüyor. Yetişkin aknesiyle mücadele eden Furlotti, cildine iyi geleceğini düşündüğü farklı ürünleri denemek için yüzlerce sterlin harcadığını, ancak bazı ürünlerin cilt sorunlarını daha da kötüleştirdiğini belirtiyor. Ürünlerin nasıl ve hangi sırayla kullanılması gerektiğinin her zaman anlaşılmaması da cilt bariyerinde sorunlara yol açabiliyordu.
Furlotti, TikTok Shop'ta çalıştığı dönemde güzellik ürünlerinin birbirinden bağımsız şekilde satılmasından ziyade, doğru yönlendirmeyle oluşturulmuş bütünlüklü rutinlere ihtiyaç olduğunu fark etti.
Kendisinin de daha önce farklı güzellik kutularına abone olduğunu belirten Furlotti, ilk dönemde her ay yeni ürünler almanın heyecan verici olduğunu ancak zamanla kutulardaki ürünlerin birbirini tekrar etmeye veya birbiriyle uyumsuz hale gelmeye başladığını ifade ediyor.
REGIMES bu soruna, tüketicilerin ihtiyaçlarına göre belirlenmiş ürünleri daha düşük maliyetle denemesini sağlayan bir modelle yanıt vermeyi amaçlıyor. Furlotti'ye göre tüketiciler böylece daha bilinçli deneyler yapabiliyor, ürünlerin bir rutin içinde nasıl kullanılacağını öğreniyor ve kendileri için gerçekten işe yarayan ürünleri belirleyebiliyor.
Geleneksel güzellik kutuları mümkün olduğunca fazla ürün sunma anlayışına dayanırken, yeni yaklaşım bunun tersini savunuyor: Daha fazla seçenek yerine daha doğru seçenekler.
Amaç, tüketicinin onlarca ürün arasından seçim yapmasını gerektirmek yerine güvenilir önerilerle seçenekleri azaltmak. Böylece hem gereksiz satın almaların hem de kullanılmadan çöpe giden ürünlerin önüne geçilmesi hedefleniyor.
Dolum istasyonları yeniden kullanımın önünü açıyor
İsrafı azaltmanın en basit yollarından biri ise yeni ürün almak yerine mevcut ambalajları yeniden kullanmak.
New York'ta yaşayan makyaj sanatçısı Amanda Gabbard, sektörde çalışan profesyonellerin ellerinde kullanılmadan kalan çok sayıda ürün bulunduğunu belirtiyor. Markalar tarafından gönderilen veya satın alınan ürünlerin önemli bir bölümünün neredeyse hiç kullanılmadan çekmecelerde beklediğini söyleyen Gabbard, bu ürünlerin yeniden satış veya takas platformları aracılığıyla dolaşıma sokulabileceğini düşünüyor.
Pucker Up Beauty ve BBE Media'nın kurucusu Laura Pucker ise açılmamış, üretimi durdurulmuş, stok fazlası bulunan, hafif hasar görmüş veya son kullanma tarihine yaklaşan ürünler için özel pazarların oluşturulmasını öneriyor.
Bu noktada ürün güvenliği kritik önem taşıyor. Son kullanma tarihleri ve ürünlerin yeniden satış veya kullanım için uygun olup olmadığı kontrol edildikten sonra, çöpe gönderilmek yerine daha düşük fiyatlarla tüketiciye sunulmaları ya da Beauty Bus gibi ürünleri sosyal amaçlarla değerlendiren kuruluşlara bağışlanmaları mümkün olabilir.
Bazı markalar ise yeniden doldurma sistemlerini doğrudan mağaza deneyiminin bir parçası haline getiriyor.
ScrubzBody Skin Care'in sahibi Roberta Perry, müşterilerin aynı kavanoz ve şişeleri defalarca doldurduğu bir sistem uyguladıklarını belirtiyor. Müşteriler mevcut ambalajlarını aynı kokuyla yeniden doldurabildiği gibi farklı kokuları da deneyebiliyor. Bu yöntem hem tüketiciye maliyet avantajı sağlıyor hem de yeni ambalaj ihtiyacını azaltıyor.
Perry, bazı müşterilerin 12-15 yıl önce aldıkları kavanozları yıllarca yeniden doldurarak kullandığını söylüyor. Ancak belirli bir noktadan sonra güvenlik ve kullanım ömrü nedeniyle ambalajların yenilenmesi gerekiyor.
Temiz mineral güneş kremi markası Suntegrity de yeniden doldurulabilir ürünlere yönelirken biyolojik bazlı plastikler ve tüketici sonrası geri dönüştürülmüş malzemeler kullanıyor.
Pucker'a göre yeniden doldurma sistemlerinin başarılı olabilmesi için tüketici açısından kolay ve cazip hale getirilmesi gerekiyor. Markaların mevcut ambalajını yeniden dolduran müşterilere puan veya indirim sunması, hatta sınırlı sayıda üretilen ürünlere ve daha üst segment hizmetlere erişim sağlaması bu sistemi teşvik edebilir.
Dolum noktalarının yalnızca markaların kendi mağazalarında bulunması da yeterli değil. Sürecin günlük hayatın bir parçası haline gelmesi için büyük mağazalar, eczaneler, güzellik salonları ve spor salonları gibi tüketicilerin zaten ziyaret ettiği noktalarda da dolum istasyonlarının bulunması gerekiyor.
İsraf üretim aşamasında başlıyor
Güzellik ürünlerinin çevresel etkisini azaltmanın yolu yalnızca tüketicinin satın alma kararlarını değiştirmekten geçmiyor. Asıl dönüşüm, ürün daha şişeye veya kavanoza girmeden önce başlayabiliyor.
Los Angeles merkezli sürdürülebilir güzellik şirketi FLORA+BAST'ın kurucusu ve başkanı Derek Chase, özellikle hammaddelerin nasıl üretildiğine dikkat çekiyor. Chase'e göre güzellik sektöründe kullanılan birçok hammadde Hindistan ve Çin gibi ülkelerde büyük ölçekli geleneksel tarım yöntemleriyle yetiştiriliyor. Bu üretim biçiminin toprağa ve su kaynaklarına zarar verebildiğini belirten Chase, hammaddelerin daha sonra plastik ambalajlara konularak dünyanın farklı bölgelerine taşınmasının da çevresel maliyeti artırdığını söylüyor.
FLORA+BAST ise organik ve biyodinamik yöntemlerle üretim yapan, yenileyici tarım uygulamalarını benimseyen çiftliklerle çalışıyor. Amaç, hammaddelerin üretiminden ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar uzanan zincirde çevresel etkiyi azaltmak.
Colorado Aromatics'in sahibi ve 20 yılı aşkın deneyime sahip kozmetik formülasyon uzmanı Cindy Jones da israfın önemli bir bölümünün üretim sürecinde ortaya çıktığını belirtiyor.
Jones, cilt bakım ürünlerinde kullandıkları bitkilerin bir bölümünü kendi çiftliklerinde yetiştirdiklerini söylüyor. Böylece daha önce kurutulmuş, paketlenmiş ve farklı tedarik zinciri aşamalarından geçmiş hammaddeleri satın almak yerine, ambalajlama, işleme ve taşıma süreçlerinin bir kısmını ortadan kaldırıyorlar.
Aynısefa, lavanta ve rezene gibi bitkiler çiftlikte doğrudan üretimde kullanılmak üzere yetiştiriliyor. Şirket, ihtiyaç duyduğu miktarı hasat ediyor ve ürünlerini küçük partiler halinde üretiyor. Bu yaklaşım, büyük ölçekli üretimin sağladığı maliyet avantajlarından ziyade ihtiyaç kadar üretim ve kaynakların verimli kullanılmasına odaklanıyor.
Güzellikte atık sorununu çözmek kolektif bir çaba
Güzellik sektöründeki israfı azaltmak, kozmetik ürünlerden tamamen vazgeçmek anlamına gelmiyor. Sektör milyonlarca kişiye iş ve gelir sağlarken, tüketiciler için de kişisel bakımın ve kendini ifade etmenin önemli bir parçasını oluşturuyor.
Ancak her yıl milyarlarca dolarlık ürünün tedarik zincirinde veya satış sonrasında israf edilmesi ve milyarlarca ambalajın çöpe gitmesi, mevcut modelin sürdürülebilirliğini tartışmaya açıyor.
Bu nedenle değişim, büyük dönüşümler kadar günlük tüketim alışkanlıklarındaki küçük kararlarla da başlayabilir. İhtiyaç duyulmayan onlarca ürün yerine daha seçici bir bakım rutini oluşturmak, kullanılmayan ürünleri çöpe atmak yerine takas etmek, yeni bir şişe almak yerine mevcut ambalajı yeniden doldurmak veya satın alınan bir ürünün hammaddesinin nereden geldiğini sorgulamak bu dönüşümün parçaları olabilir.
Güzellik sektöründe daha sürdürülebilir bir modelin yolu, daha fazla ürün tüketmekten değil, daha az ve daha bilinçli tüketmekten geçiyor.