Hayatım boyunca hem iş arayan tarafta hem de işe alan tarafta bulundum. Bir başka ifadeyle, kapıyı çalan da oldum, kapıyı açan da.
Üniversite öğrencisiyken üç ayrı işte çalıştım. Mezun olduktan sonra onlarca kuruma başvurdum. Yazılı sınavlara girdim, mülakatlarda ter döktüm, reddedildim, bekledim, yeniden denedim ve sonunda kabul aldım.
Yıllar sonra ise hayat beni masanın öbür tarafına geçirdi.
Meslek hayatım boyunca İş Bankası Teftiş Kurulu’ndan Başbakan danışmanlığına; diplomasiden OECD ve Uluslararası Enerji Ajansı’na; Asya Kalkınma Bankası’ndan British Gas, Invensys ve Genel Energy gibi çok uluslu şirketlere; son yıllarda ise Şişecam, Yaşar Holding, YEO Teknoloji, BGN ve Karpowership gibi Türk şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlık görevlerine uzanan çok farklı kurumlarda çalışma fırsatı buldum. Bugün de Londra merkezli Global Resources Partnership’in yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorum.
Kamu yönetimini, diplomasiyi, uluslararası kuruluşları, özel sektörü ve yatırım dünyasını içeriden görme imkânım oldu. Binlerce özgeçmiş okudum, yüzlerce mülakat yaptım ve çok sayıda genç profesyonelin işe alınmasına katkıda bulundum.
Dolayısıyla aşağıdaki satırlar teorik tavsiyeler değil; kırk yılı aşan bir meslek hayatının damıtılmış dersleridir. Sadece gençlere değil, kendisini hâlâ genç hisseden ve kariyerinde yeni bir sayfa açmak isteyen herkese yöneliktir.
Gençlerin asıl sorusu iş değil, gelecek
Son yıllarda bana en sık yöneltilen soru şudur:
“İş bulamıyoruz. Ne yapalım?”
İlk bakışta bu bir istihdam sorusu gibi görünür. Oysa biraz derine indiğinizde bunun aynı zamanda bir adalet, umut ve gelecek sorusu olduğunu anlarsınız.
Bugün üniversiteyi dereceyle bitiren, yabancı dil bilen, yüksek lisans yapan, stajlarını başarıyla tamamlayan binlerce genç aylarca hatta yıllarca iş bulamazken; başka bazı insanların güçlü referanslarla, akrabalık ilişkileriyle veya siyasi yakınlıklarla önemli görevlere geldiğini görüyorlar.
Haklı olarak da şu soruyu soruyorlar:
“Bu ülkede gerçekten liyakat kaldı mı?”
Bu soruya romantik cevap vermeyeceğim.
Doğrudur, Türkiye’de işe alımlarda her zaman liyakat tek belirleyici unsur değildir. Referanslar, sosyal çevre, siyasi aidiyet veya nepotizm zaman zaman etkili olabilmektedir. Dün de vardı, bugün de var ve muhtemelen yarın da tamamen ortadan kalkmayacaktır.
Bunu inkâr etmek gençlere iyilik değil, kötülük olur. Ama bundan daha büyük hata, bütün kariyerinizi bunun üzerine inşa etmektir.
Çünkü o zaman mücadeleyi bırakırsınız.
“Nasıl olsa beni almazlar.”
“Nasıl olsa biri önceden belirlenmiştir.”
“Nasıl olsa torpilim yok.”
İşte gerçek yenilgi tam burada başlar.
Kariyer bir mülakat değil, bir itibar inşasıdır
Hayat bana başka bir gerçek daha öğretti.
Kendisini sürekli geliştiren, öğrenmekten vazgeçmeyen, karakterini koruyan ve doğru strateji kuran insanlar, bugün değilse yarın hak ettikleri yere geliyorlar.
Belki ilk mülakatta değil.
Belki ilk şirkette değil.
Belki ilk yılda değil.
Ama orta ve uzun vadede.
Çünkü kariyer yüz metre koşusu değildir; bir maratondur. Hatta ondan da fazlasıdır: bir itibar inşasıdır.
İlk kilometrede öne geçenler son kilometrede kaybolabilir. Sessiz ama istikrarlı yürüyenler ise yıllar sonra zirvede olabilir.
Bugün size kapıyı kapatan yönetici, yarın sizinle çalışmak isteyebilir. Bugün sizi reddeden kurum, birkaç yıl sonra size çok daha iyi bir görev teklif edebilir.
Hayat düşündüğümüzden çok daha uzundur. Bu nedenle umutsuzluk hiçbir zaman strateji değildir.
İşveren aslında ne satın alıyor?
Gençlerin önemli bir kısmı işverenlerin diploma satın aldığını düşünüyor.
Yanılıyorlar.
Diploma yalnızca kapıyı çalmanızı sağlar. Kapıyı açtıran ise başka özelliklerdir: merak, disiplin, öğrenme isteği, sorumluluk alma cesareti, takım çalışmasına uyum, analitik düşünce, mütevazılık ve hepsinden önemlisi güvenilirlik.
Çünkü hiçbir yönetici sadece bilgi satın almaz. İnsan seçer. Karakter seçer. Risk alabileceği çalışma arkadaşını seçer.
Bir insanın CV’sinde yazanlardan çok, onun hakkında başkalarının söyledikleri belirleyici olur.
Ben buna itibar sermayesi diyorum.
Bankadaki para azalabilir. Makamlar değişebilir. Şirketler kapanabilir. Teknolojiler eskir. Meslekler dönüşür. Ama yıllar içinde oluşturduğunuz güven sizi yeni fırsatlara taşımaya devam eder.
Hayatta bir süre diplomanız sizi taşır. Sonra deneyiminiz sizi taşır. Ama belli bir yaştan sonra sizi taşıyan tek şey adınızdır.
Çünkü yönetim kurulu üyelikleri, üst düzey danışmanlıklar ve liderlik görevleri çoğu zaman ilanla verilmez. İnsanlar tek bir soru sorarlar:
“Bu insanla güven içinde uzun yol yürüyebilir miyiz?”
İşte hayatın gerçek mülakatı budur.
Ve tam da bu nedenle, torpiliniz yoksa en büyük avantajınız stratejiniz olabilir.
İş bulmanın 10 altın kuralı
1. İş aramayın; bir sorunu çözmeye ve değer yaratmaya talip olun
Şirketler sizi hayallerinizi gerçekleştirmek için değil, kendi hedeflerini gerçekleştirmek için işe alırlar. Bu nedenle kendinize sürekli şu soruyu sorun:
“Ben bu kuruma nasıl değer katacağım?”
İşverenin zihnindeki asıl soru budur. CV’nizi, motivasyon mektubunuzu ve mülakat hazırlığınızı bu sorunun cevabı üzerine kurun.
2. CV yazmayın; kendinizi konumlandırın
CV’niz hayat hikâyeniz değildir; bir pazarlama belgesidir. Her başvuru için yeniden hazırlanmalıdır.
Somut başarılar anlatın. “Hevesliyim” demek yerine neyi başardığınızı gösterin. Hangi projede yer aldınız? Hangi sorunu çözdünüz? Hangi sonuçları ürettiniz?
İnsan kaynakları yöneticileri sıfat değil, kanıt görmek ister.
3. Motivasyon mektubu sizi değil, karşı tarafı anlatsın
En kötü motivasyon mektupları “ben” diye başlar. En iyileri “siz” diye.
Şirketi araştırın. Yıllık raporlarını okuyun. Rakiplerini öğrenin. Yeni yatırımlarını, sorunlarını, hedeflerini anlamaya çalışın.
Sonra da şu mesajı verin:
“Sizi tanıyorum ve size şu katkıyı sağlayabilirim.”
İşveren sizin ne istediğinizden önce, kuruma ne katacağınızı merak eder.
4. Kendinizi olduğunuzdan büyük göstermeyin
Hiç kullanmadığınız yabancı dili biliyormuş gibi yazmayın. Hakim olmadığınız programları uzman seviyesinde göstermeyin. Abartılmış başarı hikâyeleri birkaç dakika içinde anlaşılır.
“Bilmiyorum ama öğrenebilirim” demek çoğu zaman daha güçlüdür.
Çünkü insanlar her şeyi bilen çalışan aramaz. Öğrenebilen, dürüst ve güvenilir çalışan arar.
5. Dijital itibarınız artık CV’nizin devamıdır
LinkedIn profiliniz, sosyal medya paylaşımlarınız, yorumlarınız, kullandığınız dil, hatta neye nasıl tepki verdiğiniz bile sizi anlatıyor.
CV’nizi siz yazarsınız. Ama dijital itibarınızı hayatınız yazar.
Okuyan, üreten, nezaketini koruyan, fikirlerini saygılı biçimde ifade eden insanlar güven verir. Sürekli öfkeli, kırıcı, kutuplaştırıcı ve özensiz bir dijital profil ise teknik olarak başarılı bir adayın bile önünü kesebilir.
6. Network torpil değildir
Gerçek network kartvizit toplamak değildir. Güven üretmektir.
İnsanlar sizi tanıdığı için değil, size güvendiği için tavsiye eder. Bu güven de bir toplantıda, bir mesajda, bir kartvizitte oluşmaz. Zamanla, davranışla, tutarlılıkla oluşur.
Referans istemeyin. Referans olacak bir insan olun.
7. Mülakat bilgi testi değil, karakter testidir
Soruyu bitmeden cevaplamayın. İyi dinleyin. Düşünmekten korkmayın. Cevabınızı toparlamak için birkaç saniye durmak zayıflık değil, olgunluk göstergesidir.
Ve mutlaka siz de soru sorun.
Örneğin:
“İlk altı ay sonunda başarılı sayılmam için neyi başarmam gerekir?”
Bu soru bile sizi birçok adayın önüne geçirebilir. Çünkü sadece iş aramadığınızı, işi anlamaya çalıştığınızı gösterir.
8. Yapay zeka ve yabancı dil yeni okuryazarlıktır
Benim gençliğimde yabancı dil avantajdı. Bugün zorunluluktur. Şimdi buna yapay zeka okuryazarlığı da eklendi.
Yapay zeka sizi işsiz bırakmayabilir. Ama onu etkin kullanan biri sizi geride bırakabilir.
Öğrenmeyi bırakmayın. Diploma eğitimin sonu değil, başlangıcıdır.
9. İlk maaşınızı değil, ilk hocanızı seçin
İlk yıllarda maaş önemlidir. Hayat pahalıdır, geçim sıkıntısı gerçektir. Bunu küçümsemiyorum.
Ama daha önemlisi kimin yanında yetişeceğinizdir.
İyi bir yönetici bazen en iyi üniversiteden daha fazla şey öğretir. İyi bir ekip, iyi bir kurum kültürü, iyi bir çalışma disiplini uzun vadede ilk maaştan daha değerli olabilir.
İşe girdikten sonraki ilk yüz gün ise kariyerinizin en kritik dönemidir.
Önce gözlemleyin. Dinleyin. Öğrenin. Not alın. Kurumu anlamadan sistemi değiştirmeye çalışmayın. Sonra konuşun.
10. Asıl sermayeniz itibarınızdır
Hayatın ilerleyen dönemlerinde kurallar değişir.
Kimse not ortalamanızı sormaz. Kimse yıllar önce aldığınız puanı merak etmez. İnsanlar yalnızca şunu sorar:
“Bu insanla güven içinde çalışabilir miyiz?”
İşte bunun adı itibar sermayesidir.
Ve bu sermaye bileşik faiz gibi çalışır. Her doğru davranış onu büyütür. Her yanlış davranış onu küçültür.
Son mesaj
Ben uzun meslek hayatım boyunca şunu gördüm:
İlk mülakatta reddedilen insanlar daha sonra büyük şirketlerin başına geçti.
İlk işini bulamayan insanlar kendi şirketlerini kurdu.
Kimsenin ciddiye almadığı insanlar yıllar sonra yönetim kurullarına davet edildi.
Neden?
Çünkü bilgi önemlidir. Deneyim önemlidir. Teknoloji bilgisi önemlidir.
Ama bunların üzerinde tek bir sermaye vardır:
İtibar.
Hayatta bir süre diplomanız sizi taşır. Sonra deneyiminiz sizi taşır. Ama belli bir yaştan sonra sizi taşıyan tek şey adınızdır.
Onun için size son tavsiyem şudur:
CV’nizi değil, kendinizi geliştirin.
İş aramayın; değer üretin.
Tanıdık aramayın; sizi gönül rahatlığıyla tavsiye edecek insanlar biriktirin.
Referans peşinde koşmayın; referans gösterilen insan olun.
Ve unutmayın:
En büyük sermayeniz banka hesabınız değil, adınızdır.
Onu genç yaşta dürüstlükle, çalışkanlıkla, merakla ve güvenilirlikle inşa edin.
Çünkü iyi bir itibar, hayattaki en yüksek getirili yatırımdır.
Üstelik getirisi bileşik faiz gibi çalışır; yıllar geçtikçe katlanarak artar.