;
Arama

Beyin göçü mü, beyin dolaşımı mı? Türkiye ne kaybediyor, ne kazanıyor, ne yapmalı?

Türkiye’den yurt dışına giden nitelikli gençler ve profesyoneller tartışması, kayıp–geri dönüş ikileminden ibaret değil. Asıl mesele, bu gidişlerin stratejiyle yönetilip yönetilemediği ve beyin göçünün Türkiye için kalıcı bir kayba mı yoksa küresel bir değere mi dönüşeceği.

31 Ocak 2026, 15:45

Türkiye’den yurt dışına giden gençler, öğrenciler, girişimciler, mühendisler, akademisyenler ve iş insanları söz konusu olduğunda tartışma genellikle iki uçta sıkışıyor:
Bir yanda “ülke elden gidiyor” duygusal paniği, diğer yanda “nasıl olsa geri dönerler” rahatlığı.

Oysa iş dünyası penceresinden bakıldığında gerçek çok daha karmaşık, daha soğukkanlı ve daha öğretici. 
Mesele sadece beyin göçü değil; doğru yönetildiğinde bir beyin dolaşımı meselesidir. Asıl soru şu olmalı bence: Türkiye bu gidişleri bir kayıp olarak mı izliyor, yoksa geleceğe dönük bir yatırım olarak mı yönetiyor?

Kimler gidiyor? Profil netleşti

Son yıllarda Türkiye’den gidenlerin profili rastgele değil. Ağırlıkla:
– İyi eğitimli, yabancı dil bilen gençler,
– Dijital, yazılım, yapay zekâ, biyoteknoloji ve finansal teknolojilerde çalışanlar,
– Küresel ölçeklenme hedefi olan girişimciler,
– Akademi ve Ar-Ge alanında uluslararası ağlara girmek isteyenler,
– Orta yaş üstü deneyimli iş insanları ve profesyoneller.

Bu grubun motivasyonu yalnızca gelir farkı değil. Öngörülebilirlik, özgür düşünce ve hareket serbestisi, hukuki güven, liyakat, finansmana erişim, küresel ağlara yakınlık ve emeğin karşılığını alma duygusu belirleyici oluyor. Bu da Türkiye’ye özgü bir durum değil aslında; Hindistan, İsrail, Polonya, Çin, Güney Kore gibi ülkeler benzer dalgaları daha önce yaşadı.

Türkiye ne kaybediyor?

Kısa vadede kayıplar inkâr edilemez:

– İnsan sermayesi kaybı: En üretken yaş grubunun katkısı azalıyor.
– Girişim ekosistemi zayıflaması: Yüksek katma değer üretebilecek fikirler Türkiye dışında şirketleşiyor.
– Rol model eksikliği: “Başarı Türkiye’de olmaz” algısı gençler arasında güçleniyor.
– Vergi ve istihdam etkisi: Değer yaratan şirketler başka ülkelerin hanesine yazılıyor.

İş dünyası açısından en kritik kayıp ise şudur: Türkiye’de doğan fikirlerin küresel değere dönüştüğü an, çoğu zaman Türkiye dışında gerçekleşiyor. Fikri biz veriyoruz, ölçeği ve serveti başkaları topluyor.

Peki hiç mi kazancımız yok?

Var. Ama bu kazanç otomatik değil, bilinçli bir strateji istiyor.

Yurt dışına giden gençler ve girişimciler:
– Küresel şirket kültürünü öğreniyor,
– Uluslararası sermaye ve müşteri ağlarına erişiyor,
– Teknoloji, yönetim ve inovasyon bilgisini derinleştiriyor,
– Türkiye’nin doğal elçileri hâline geliyor.

Bugün Silikon Vadisi’nden Londra’ya, Berlin’den Dubai’ye kadar uzanan Türk profesyonel ve girişimci ağı; doğru bağ kurulduğunda Türkiye için çok güçlü bir kaldıraç olabilir. Birçok ülke bu ağı bilinçli biçimde “diaspora gücü” olarak kullanıyor.

Sorun şu: Türkiye bu ağı hâlâ kurumsal ve sistematik biçimde yönetemedi. Yurtdışı insan sermayemizin bir envanteri bile yok.

Öğrenciler ve gençler: Gidişin en hassas boyutu

Son yıllarda yurt dışına giden yalnızca girişimciler değil; genç öğrenciler de. Lisans, yüksek lisans ve doktora için gidenlerin önemli bir kısmı geri dönmüyor. Bunun nedeni çoğu zaman “vatan sevgisi eksikliği” değil; geri döndüklerinde karşılaşacakları kariyer belirsizliği.

Gençlerin temel sorusu çok net:
“Döndüğümde bilgi ve emeğim gerçekten değer görecek mi?”

Bu soruya ikna edici cevap veremeyen her ülke, beyin kaybını yönetemez.

Her gidiş kalıcı mı?

Tarih bize şunu gösteriyor: Beyin göçü yaşayan ülkelerin büyük bölümü, doğru koşulları sağladıklarında geri dönüş dalgaları yaşadı. Ama bu dönüşler hamasi çağrılarla değil, rasyonel teşviklerle oldu.

Geri dönüş için üç temel şart öne çıkıyor:
    1.    Öngörülebilir hukuk ve iş ortamı,
    2.    Uluslararası deneyimin gerçek değer görmesi,
    3.    Somut fırsat (sermaye, proje, ortaklık, akademik alan).

“Gel vatanına hizmet et” demek yetmiyor.
“Gel, burada üretecek, büyütecek ve karşılığını alacaksın” demek gerekiyor.

İş dünyası ne yapmalı?

Bu noktada sorumluluk sadece devlette değil; özel sektörde ve iş dünyasında da.

– Yurt dışındaki Türk profesyonellerle mentorluk ve ortaklık modelleri kurulabilir.
– Türkiye merkezli şirketler, bu yetenekleri uzaktan veya hibrit biçimde sisteme dahil edebilir.
– Girişim sermayesi fonları, “Türkiye bağlantılı küresel girişimler” için özel yatırım kulvarları açabilir.
– Yönetim kurullarında ve üst yönetimlerde uluslararası deneyim gerçek bir avantaj hâline getirilebilir.

Böylece giden beyin, kopan değil; iki yönlü çalışan bir sinir ağına dönüşür.

Devletin rolü: Tutmak değil, bağlamak

Devletin görevi herkesi ülkede tutmak değildir. Bu, ne mümkün ne de sağlıklıdır. Asıl görev, bağın kopmasını engellemektir.

– Hukuki ve ekonomik öngörülebilirliği güçlendirmek,
– Eğitim–istihdam–girişim zincirini birlikte ele almak,
– Geri dönüşü “istisna” değil, normal bir kariyer aşaması olarak tasarlamak.

Başarılı ülkeler, “geri dön” programlarından çok “bağını koparma” stratejileri ile sonuç aldı.

Asıl risk gidiş değil, stratejisizlik

Türkiye’den giden her genç, her girişimci otomatik bir kayıp değildir. Asıl kayıp, bu gidişleri bağlantısız, sahipsiz ve stratejisiz bırakmaktır.

Doğru çerçevede bakıldığında mesele şudur:
Türkiye ya beyin göçünü bir kan kaybı olarak izler,
ya da onu küresel bir değer zincirinin parçası hâline getirir.

İş dünyası için doğru soru “kim gitti?” değil;
“Kimlerle, nasıl ve ne zaman yeniden bağ kuracağız?” sorusudur.

Geleceği kazanan ülkeler, beyinlerini zorla tutanlar değil;
beyinleriyle bağını koparmayanlar olacak.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok