Gelecek hafta Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısı sırasında Davos’taki nüfus hızla artarken, İsviçre kasabasının sakinleri aşırı kalabalık, trafik kaosu ve günlük hayatın aksamasına katlanacak. Ne de olsa mağazalar, ofisler ve hatta kiliseler, seçkin kalabalığa alan kiralayarak büyük paralar kazanıyor. Bu sıkıntı yalnızca bir hafta sürüyor ancak dağ kasabasındaki duygular İsviçre genelinde yıl boyunca yaşanan gerilimlerin sembolü niteliğinde. Davos’takinin aksine, İsviçreliler giderek küreselleşmenin artık memnun olmadıkları bir anlaşmaya dönüştüğünü hissediyor.
Son on yılda nüfus hızla arttı
ABD’den Fransa ve Birleşik Krallık’a kadar birçok ülkede olduğu gibi, göç ve egemenlik konusundaki endişeler hızla yayılıyor. Yüksek ücretler ve yaşam kalitesi sayesinde yabancı işçilerin akınıyla, nüfus son on yılda komşu Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla yaklaşık beş kat daha hızlı büyüdü. Orada yaşayan insanların yaklaşık yüzde 27’si İsviçre vatandaşı değil. Ancak İsviçre’de tartışma yalnızca mülteciler ya da düşük vasıflı işçiler üzerine yoğunlaşmıyor. Bunun yerine, toplam nüfusun 10 milyonla sınırlandırılmasını öngören bir öneri var ve halkın bu yıl içinde oylamaya gitmesi muhtemel.
Seçmenlerin yarısı destekliyor
Bu fikir yöneticiler ve bankacılar tarafından sert şekilde eleştirildi. Fikre karşı çıkanlar, ülkenin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği ile hayati anlaşmaları tehlikeye atacağını ve ekonomiyi felce uğratacağını söylüyor. Buna rağmen aralık ayında yapılan bir anket, tüm yaş gruplarında seçmenlerin neredeyse yarısının bu fikri desteklediğini ortaya koydu. Bunun arkasında İsviçre kültürünün zarar göreceğine dair korkuların yanı sıra, ekonomiye katkıları ne olursa olsun tüm yabancıların konut ve sağlık hizmetleri gibi alanlarda baskı yarattığı endişesi bulunuyor. 12. yüzyıldan kalma bir kale etrafında kurulmuş, kartpostallık bir göl kasabası olan Thun’dan 22 yaşındaki Angel Okaside, “Toplu taşıma ve otoyollar kapasite sınırında, acil servisler aşırı dolu. Bunu hayatın her alanında fark ediyorsunuz” diyor.
Nitelikli bir hemşire olan Okaside, ergenlik yıllarından beri siyasetin içinde. Bu öneriyi o kadar güçlü bir şekilde savunuyor ki, “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” girişimini savunan sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP) ile yerel siyasete girdi. Nüfus sınırı doğum oranlarını değil, göçü hedef alıyor; belirli nüfus seviyelerine ulaşıldığında kısıtlamalar devreye girecek.
Yüzyıllar boyunca ve iki Dünya Savaşı sırasında İsviçre, düşmanları ya da istenmeyen ziyaretçileri uzak tutmak için kelimenin tam anlamıyla dağlarını kullandı. 19. yüzyılın sonlarına kadar, az doğal kaynağı olan bir göç veren ülkeydi. En büyük ihracat kalemlerinden biri paralı askerlerdi ve Vatikan’ı koruyan İsviçreli Muhafızlar, bu dönemin çarpıcı bir hatırlatıcısı.
“Göç ekonomik başarının olmazsa olmazıydı”
İsviçre’nin görece yoksul bir ülkeden dünyanın en zenginlerinden birine dönüşmesi aslında 20. yüzyılda gerçekleşti. Savaş sonrası bankacılık patlaması ve çok uluslu şirketlerin büyümesi ülkeyi zenginleştirdi; UBS, Nestlé, Swatch, Roche ve Richemont gibi şirketlerden oluşan bir kadro ortaya çıktı. Bu durum, artan iş gücü talebi anlamına geliyordu ve 1999’da AB ile yapılan kişilerin serbest dolaşımı anlaşması bu açığın kapatılmasına yardımcı oldu. Servet yönetimi ve emtia ticaretindeki büyüme de çok sayıda yüksek gelirliyi ülkeye çekti. St. Gallen Üniversitesi’nde vergi ve ticaret politikası başkanı olan Stefan Legge, “Kimse kendini kandırmasın: göç, bu tür bir ekonomik başarının olmazsa olmazıydı ve hala öyle. İsviçre’nin saat, finans, ilaç endüstrileri, Nestlé: hepsinde çalışanların olağanüstü bir kısmı yabancı ve çoğu zaman kurucuları da öyle” dedi.
İsviçre’nin nüfusu şu anda yaklaşık 9,1 milyon. 9,5 milyon aşıldığında, girişim sığınmacılar ve yabancıların aileleri gibi yeni gelenlerin ülkeye girişini engelleyecek. 10 milyonda ise ek önlemler devreye sokulacak ve sayı düşmezse İsviçre, AB ile olan serbest dolaşım anlaşmasından çekilecek. Bu da ülkenin AB’nin tek pazarına erişimini tehlikeye atacak ve İsviçreli şirketlerin birlik içinde eleman bulmasını zorlaştıracak.
Muhalifler, önlemin ekonomik açıdan zarar verici olacağını, çünkü İsviçreli işverenlerin ihtiyaç duydukları yeteneği yerel olarak bulamazlarsa sonunda başka ülkelere yatırım yapmak zorunda kalacaklarını söylüyor. İsviçre’de 120 milletten 15 bin kişiyi istihdam eden Roche, girişime karşı çıkanlar arasında yer alıyor. İlaç şirketinin dış ilişkiler başkanı Annette Luther, bunun, “AB ile ikili anlaşmaları ve dolayısıyla İsviçre’nin refahını tehlikeye attığını” söyledi. Bir iş dünyası lobisi olan Economiesuisse, buna “kaos girişimi” diyor. UBS CEO’su Sergio Ermotti ise ülkenin işgücü getirebilmesi gerektiğini söyledi.
İsviçre’nin gelecekteki refahı, çevresini saran birlikle ayrılmaz biçimde bağlantılı. AB’nin öneminin farkında olan İsviçre hükümeti, 2024’te onunla yeni bir anlaşma üzerinde uzlaştı; bu anlaşma ülkenin serbest dolaşıma bağlı kalmasını gerektiriyor. Bu anlaşma için de ulusal bir oylama gerekecek ve bunu halka kabul ettirmek kolay olmayacak.