İran’da yavaş yavaş derinleşen ekonomik kriz, ulusal para biriminin rekor seviyede değer kaybetmesiyle birlikte aralık ayının sonlarında bir kırılma noktasına ulaştı. Bu düşüş, nüfusun büyük bir kesimi için en temel ihtiyaç maddelerini bile karşılanamaz hale getirdi. İlk tepkiyi verenler arasında esnaf ve tüccarlar vardı. Ekonomiyi kötü yönettiklerini iddia ettikleri hükümete duydukları öfkeyi dile getirmek için başkent Tahran’da sokaklara döküldüler. Ocak ayının başlarına gelindiğinde huzursuzluk, yalnızca yaşam standartlarının iyileştirilmesini değil, aynı zamanda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in teokratik rejiminin sona ermesini talep eden öğrenciler, işçiler ve diğer grupların da katıldığı ülke çapında bir isyana dönüştü. Bu protestolar, 1979’da kurulan İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı en büyük meydan okumayı oluşturuyor. Güvenlik güçlerinin gösterileri bastırmaya çalışması sırasında binlerce kişi öldürüldü veya tutuklandı.
Protestoları ne tetikledi?
İran buğday, yemeklik yağ ve ilaç hammaddeleri dahil olmak üzere birçok temel ürünü yurt dışından satın alıyor. Riyalin değerindeki düşüş, bu ithalatları tüccarlar için daha pahalı hale getirdi. Bunun sonucunda fiyatlar yükseldi ve birçok temel ürün aşırı derecede pahalılaştı. Beş yıldır süren kuraklık da yerel gıda üretimini olumsuz etkileyerek ülkeyi pahalı ithalata daha da bağımlı hale getirdi. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre enflasyonun 2025’te ortalama yüzde 42’ye ulaşması ve 2024’teki yüzde 33 seviyesinden hızlanması bekleniyordu. Birçok İranlı, son fiyat artışlarından önce bile geçimini sağlamakta zorlanıyordu. Yerel medya, 2022 yılında nüfusun yarısının standart günlük 2.100 kalorinin altında tüketim yaptığını yazdı. Ayrıca kronik kirlilik, gaz ve elektrik kesintileri ile ülkenin doğal kaynaklarının kötü yönetilmesine yönelik yaygın bir öfke var. Hükümet aralık ayında yakıt sübvansiyonları mekanizmasını değiştirdi; bu da benzin pompa fiyatlarının artmasına ve hane halkları ile işletmelerin ek maliyetlerle karşılaşmasına yol açtı.
Para birimi neden zayıflıyor?
Riyal, Batı yaptırımları ve ekonomiye olan güveni sarsan sistematik yolsuzluklar nedeniyle yıllardır baskı altında. Bonbast.com’a göre İranlıların birikimlerini döviz, altın veya gayrimenkule çevirmesiyle birlikte riyal 2025’te ABD doları karşısında yaklaşık yüzde 45 değer kaybetti. İran ekonomisi, petrol fiyatlarındaki düşüşten de olumsuz etkilendi. Küresel referans fiyat olan Brent petrolü, IMF’nin mayıs ayı tahminine göre İran hükümetinin bütçesini dengeleyebilmesi için gereken varil başına 165 doların çok altında kalarak, 2025’te yüzde 18 düşüşle yaklaşık 60 dolara geriledi. Kur krizini daha da ağırlaştıran bir diğer unsur ise hükümetin belirli kuruluşlar için bazı malların ithalatını sübvanse ettiği çok kademeli döviz kuru sistemi oldu. Bu sistem yolsuzluğu körükleyerek İranlılar arasında hoşnutsuzluğa neden oldu.
İranlılar neden giderek yoksullaşıyor?
İran büyük petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen, ABD ve müttefikleri tarafından uygulanan yaptırımlar nedeniyle bu petrol çoğu yabancı alıcıya kapalı. Bu yaptırımlar ilk olarak 1979’daki İslam Devrimi’nin ardından ABD Büyükelçiliği’nin ele geçirilmesine tepki olarak uygulandı ve sonraki on yıllarda kademeli olarak genişletildi. 2000’li yıllarda Tahran’ın nükleer silah geliştirmesini engelleme amacıyla daha da sertleştirilen yaptırımlar, yabancı şirketler ve tanınmış markaların ülkeden çekilmesine yol açarak İran’ı dış yatırımlardan ve modern teknolojiden mahrum bıraktı.
Ulusal sanayiler yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle zayıfladı. Ülkenin altyapısının büyük bir kısmı eskidi ve yıprandı. İran tarımı, verimsiz üretim yöntemleri ve kronik su sıkıntısı nedeniyle geri kaldı. Birçok tüketim malı, güçlü kurumlarla bağlantılı büyük hayır vakıfları da dahil olmak üzere, şeffaflığı sınırlı olan devlet veya yarı devlet kuruluşları tarafından üretiliyor. Petrol ihracatı hala İran ekonomisinin belkemiğini oluşturuyor. Petrolün büyük bölümü, yaptırımlar nedeniyle ciddi indirimle satın alan Çinli rafinerilere, şeffaf olmayan ticaret ağları üzerinden gönderiliyor.
İran’a yönelik yaptırımlar neler?
Birleşmiş Milletler çatısı altında uygulanan yaptırımlar, ABD ve diğer ülkelerle yapılan 2015 tarihli nükleer anlaşma kapsamında hafifletilmişti. Ancak İran bu anlaşmadan fazla fayda sağlayamadı ve ABD Başkanı Donald Trump 2018’de ABD’yi anlaşmadan çekerek çok sayıda yaptırımı yeniden yürürlüğe koydu. İran, geçen yıl nisan ayında nükleer programı konusunda ABD ile yaptırımların hafifletilmesine yol açabilecek görüşmeler yaptı ancak bu temaslar bir anlaşmayla sonuçlanmadı. Haziran ayında İsrail ve ABD’nin İran’a düzenlediği hava saldırıları, ülkenin yüzeydeki nükleer faaliyetlerinin büyük bölümünü yok etti ve BM’nin nükleer denetim kurumunun İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun miktarını ve yerini doğrulama kapasitesini sınırladı. Bunun sonucunda eylül ayında kapsamlı BM yaptırımları yeniden devreye alındı.
Bu protestolar geçmiştekilerden neden farklı?
Ekonomik sıkıntılar daha önceki protesto dalgalarını da tetiklemişti ancak kıvılcım genellikle sosyal veya siyasi olaylar olmuştu. Örneğin 2020’de bir Ukrayna yolcu uçağının düşürülmesi ya da 2022’de başörtüsü takmadığı iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra polis nezaretinde hayatını kaybeden genç kadın Mahsa Amini’nin ölümü gibi.
Bu kez protestolar, kontrolsüz enflasyon ve kötüleşen yaşam standartlarıyla tetiklendi. Bu sorunlar, ister orta sınıf ister işçi sınıfı, ister liberal ister muhafazakar olsun, İranlıların büyük çoğunluğunu doğrudan etkiliyor. Bu durum, yetkililerin nasıl bir karşılık vereceklerini belirlemesini zorlaştırdı; hükümetin farklı kanatları başlangıçta protestolara nasıl yaklaşılacağı konusunda anlaşmazlığa düştü. Siyasi olarak ılımlı bir isim olan Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, protestocuların taleplerini meşru olarak nitelendirdi ve güvenlik güçlerini barışçıl göstericileri hedef almamaya çağırdı. Ayrıca olayların “trajik sonuçlarından” etkilenen ailelere taziyelerini iletti.
Ancak nihai yetkiye sahip olan Dini Lider Hamaney, “isyancıların yerlerinin bildirilmesi gerektiğini” söyledi. Protestolar şiddetlenip can kayıpları arttıkça, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve diğer yetkililer İsrail ve ABD başta olmak üzere uluslararası aktörleri huzursuzluğu kışkırtmakla suçladı. Hükümet, gösteriler hakkında ayrıntılı bilgi yayılmasını önlemek için internet kesintisi uyguladı. Devlet kanalları başlangıçta yürüyüşleri aşırı sansürlenmiş şekilde yayınladı. Daha sonra ise “ulusal birlik” adına düzenlendiğini söyledikleri rejim yanlısı mitingleri ekrana taşımaya başladılar.
İran’ı bundan sonra ne bekliyor?
Teokratik yönetimin kırk yılı aşkın süresince İranlılar, askeri çatışmalara ve sosyal özgürlüklere yönelik kapsamlı kısıtlamalara katlandı. İşsizlik ve yoksulluk milyonlarca insanın ülkeyi terk etmesine neden oldu ve birçok vatandaş liderliğin hayatlarını iyileştiremeyeceğine inanıyor. Rejim, Haziran 2025’te İsrail ve ABD’nin düzenlediği bombardımanla ağır bir darbe aldı. Bu saldırılar ülkenin nükleer altyapısının büyük kısmını yok etti ve onlarca askeri yetkili ile bilim insanının ölümüne yol açtı. Trump, hükümet protestocuları öldürürse ABD’nin İran’ı yeniden vuracağı yönünde defalarca uyarıda bulundu ancak bunun göstericilere nasıl yardımcı olacağı belirsiz.
Trump ayrıca, İslam Cumhuriyeti ile “iş yapan” ülkelerden gelen mallara yüzde 25 gümrük vergisi uygulanacağını söyledi. Bu vergilerin kapsamı ve uygulanma şekli net değil, ancak başta Çin, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye olmak üzere İran’la ticari ilişkileri bulunan birçok ülkeyi etkileyebilir. Şimdilik İran liderliğine ciddi bir meydan okuyabilecek birleşik ve örgütlü bir muhalefet hareketi ortaya çıkmış değil. Hükümetin baskısı da protestoların ivmesinin bir kısmını azaltmış durumda.