Son günlere damga vuran gelişme hiç kuşkusuz Jackson Hole toplantısıydı. Başkanların burada verdiği mesajlar çoğu zaman uzun vadeli para politikasının da seyrini şekillendiriyor. Bu yılki toplantıdan çıkan en çarpıcı mesaj, Fed Başkanı Jerome Powell’ın eylül ayında faiz indirimi kapısını aralaması oldu. Piyasaların bu sinyali hızla fiyatlamasıyla Dow Jones yüzde 1,9, S&P 500 yüzde 1,5, Nasdaq yüzde 1,9 yükseldi. Elbette “Powell’ın tonu aslında o kadar da güvercin değildi” diyen görüşler olsa da yatırımcıların iyimserlik ihtiyacı, temkinli yorumların önüne geçti.
Bizim açımızdan en az bu gelişme kadar önemli olan bir diğer başlık ise TCMB’nin enflasyon raporu oldu. Yerel piyasalar açısından bu açıklamalar, önümüzdeki dönemin para politikası çerçevesini yeniden tartışmaya açtı. Özetle, bir yanda dünyanın en büyük ekonomisinin merkez bankası, diğer yanda Türkiye’nin kendi enflasyon sınavı… Bu yazıda, yaşanan bu iki gelişmenin makro resmi ve yatırım kararlarını ne şekilde değiştireceğini ele alacağız.
ABD ve diğer gelişmiş ülkelerdeki faizler
Powell’ın son açıklamalarının ilk etkisini borsalarda gördük ve endeksler hızlı pozitif tepki verdi. Ancak kanaatime göre orta ve uzun vadeli tahvil faizleri üzerinde aynı ölçüde bir etki yaratmadı. Ne var ki, ABD’nin yüksek bütçe açıkları ve süregelen gümrük tarifesi belirsizlikleri uzun vadeli tahvil fiyatlarını aşağı yönlü baskılamaya devam ediyor. Buna, Başkan Trump’ın müdahaleci tavrı da eklendiğinde riskler daha da artıyor.
Özetle, faiz indirimi normalde ekonomiler için “iyi haber”dir. Fakat borsaların zaten tarihi zirvelerde seyrettiği bir ortamda, faizlerin inişi aynı zamanda yeni riskler de doğurabilir. Nitekim uzun vadeli faizler hâlâ oldukça yüksek seviyelerde. Bu tablo yalnızca ABD’ye özgü değil; Fransa, İngiltere ve Japonya tahvil piyasalarında da yüksek faiz oranları gözleniyor. Orta vadede bu durum, küresel ekonomilerin karşı karşıya kalabileceği risklerin güçlü bir göstergesi.
TCMB cephesinde ne değişti?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), son enflasyon raporu toplantısında 2025 için öngördüğü yüzde 25 – 29 aralığını koruduğunu vurguladı. Piyasalarda beklentiler bu aralığın üst bandına daha yakın gerçekleşmeye işaret etse de, genel olarak enflasyon beklentilerinde aşağı yönlü bir eğilim dikkat çekiyor.
Öte yandan Kur Korumalı Mevduat’ın (KKM) kaldırılması, piyasada “Çıkacak fonlar yeniden dövize yönelir mi?” sorusunu gündeme getirdi. Buna paralel olarak TCMB’nin faiz indirim sürecine devam etmesi de kur cephesinde olası dalgalanmalara dair soru işaretlerini artırıyor. Ancak TCMB’nin elinde güven veren en önemli gösterge, hızla artan döviz rezervleri. Uzmanlar, rezerv birikiminin kur istikrarı açısından kritik önemde olduğunu vurgularken reel faizlerin düştüğü dönemlerde oynaklığın yeniden artabileceğine de dikkat çekiyor. Kısa vadede TL yatırımları azalmış olsa da hâlâ önemli bir yatırım seçeneği. Bununla birlikte ekonomide zayıf büyüme eğilimi ve yüksek kredi maliyetleri, önümüzdeki dönemin temel başlıkları olmaya devam edecek gibi görünüyor.
Gelecek dönem beklentiler
Küresel piyasalara baktığımızda, şu aşamada ekonomileri kökten değiştirecek bir gelişme görünmüyor. Asıl hareketlilik içeride yaşanıyor. Enflasyonun nihayet düşüş eğilimine girmesi ve faiz indirimlerinin gündeme gelmesi umut yaratıyor. Ancak faiz indirimleri kredi maliyetlerine henüz tam yansımış değil. Ama gelecek dönemde beklentilerin biraz daha olumluya dönmesine katkı sağlayabilir. Öte yandan, faiz indirimleri beraberinde ciddi bir riski de getiriyor: Kur oynaklığı. Enflasyonun kalıcı olarak gerilediğine ikna olmadan yapılacak faiz indirimleri, hızlı bir şekilde kur riskine dönüşebilir.
Bu açıdan bakıldığında, 2025’in sonu ve özellikle 2026, Türkiye ekonomisi için kırılgan bir dönem olmayı sürdürecek. Yatırımcı açısından ise tablo karmaşık: TL kısa vadede hâlâ cazip ancak ileriye dönük yatırım alternatifleri oldukça sınırlı. Bu nedenle enflasyon verileri, önümüzdeki dönemin yatırım kararlarında belirleyici unsur olacak.