Arama

İran savaşının küresel ekonomideki etkileri kalıcı mı olacak?

İran savaşı sona erse de etkileri enerji fiyatlarından ticaret rotalarına, enflasyondan küresel güç dengelerine kadar uzanıyor. Enerji piyasalarında dengeler değişirken, yenilenebilir enerji ve Çin'in yükselişi küresel güç haritasını yeniden şekillendiriyor.

18 Haziran 2026, 12:08

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki anlaşma, Basra Körfezi'ndeki şiddet dalgalarının ve enerji sevkiyatı ile ticaretteki yıkıcı aksaklıkların sona ermesinin önünü açıyor. Ancak ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'ı bombalamaya başlamasından önce ekonomilerin kaldıkları yerden devam etmesi beklenmemeli. Savaş, geri döndürülmesi zor değişimleri harekete geçirdi.

Küresel enerji düzeni yeniden şekilleniyor

Orta Doğu'dan petrol ve gaz sevkiyatlarının neredeyse durma noktasına gelmesi ve fiyatların sıçraması, güç dengelerinde değişime yol açıyor. Körfez'den Amerika kıtasına kadar enerji üreticileri hakimiyetlerini korumak ya da artırmak için mücadele ederken, müşteriler bağımlılıklarını azaltmaya ve arz güvenliklerini sağlamlaştırmaya çalışıyor. Sonuç olarak enerji piyasası değişirken aynı zamanda enerji oyuncuları değişiyor.

Asya, Avrupa ve ithal enerjiye bağımlı diğer bölgelerdeki ülkelerin derin kırılganlığı, alternatif enerji kaynakları arayışını hızlandırıyor. Güney Kore ve Japonya gibi bazı yerlerde bu durum, kömür gibi daha kirletici yakıtların kullanımının artmasına yol açtı. Ancak daha uzun vadede, yalnızca dört yıl içinde yaşanan ikinci enerji şoku olan bu gelişme güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına ve nükleer enerjiye geçişi hızlandırabilir.

Londra merkezli enerji araştırma grubu Ember'den Daan Walter'a göre elektrikli batarya teknolojisi ve verimliliğindeki gelişmeler, bu dönüşümü Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgalinin yarattığı küresel enerji şokuna kıyasla daha uygulanabilir hale getiriyor. Örneğin birçok yerde elektrikli araçlar giderek daha erişilebilir fiyatlara sahip oluyor. Ayrıca nisan ayında, rüzgar ve güneş enerjisi ilk kez küresel ölçekte doğalgazdan daha fazla elektrik üretti. Walter, "Bu büyük bir dönüşüm. Beş yıl önce ancak rekabet edebilen teknolojiler, bugün neredeyse açık şekilde daha ucuz hale geldi" dedi. 

Dengeler değişti

Ayrıca yenilenebilir enerji yatırımları da daha cazip hale geldi artık yatırımın geri dönüşü 30 yıl yerine yaklaşık iki yıl içinde alınabiliyor. Üreticiler arasındaki ilişkiler de değişiyor. Savaş, Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimleri artırdı ve Emirliklerin OPEC Plus petrol kartelinden ayrılmasına yol açtı. Bu ayrılığın etkisi, bölgedeki petrol üretimi yeniden arttığında tam olarak hissedilecek. Ancak zayıflamış bir Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), petrol piyasalarındaki oynaklığı artırabilir. Bu ayrılık aynı zamanda Suudileri Rusya'ya daha da yakınlaştırdı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu ay St. Petersburg'daki bir ekonomi forumunda Suudi Arabistan'ı "onur konuğu" olarak ağırladı.

ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük ham petrol ve doğalgaz üreticisi olan Rusya, savaş sayesinde başka açılardan da güçlendi. Trump yönetimi, Rusya'ya uygulanan yaptırımları geçici olarak kaldırarak Moskova'nın ekonomik sıkıntılar yaşadığı bir dönemde petrol ihracatından elde ettiği kârları artırmasına olanak sağladı. Atlantik Okyanusu'nun diğer tarafında ise Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Arjantin ve Guyana, dünyanın alternatif tedarikçilere yönelmesiyle petrol üretim kapasitelerini artırıyor.

Çin kazançlı çıktı

Enerji ağlarını genişletme ve çeşitlendirme çabaları savaş sona erdikten sonra da devam edecek ve yenilenebilir enerjide beklenen büyümeden en fazla fayda sağlamaya hazır ülke Çin. Çin rüzgar türbinleri, yüksek gerilim kabloları, transformatörler, güneş panelleri, bataryalar ve enerji akışlarını yöneten yazılımlar üretiminde dünyanın geri kalanının çok önünde bulunuyor. Diğer ülkelerin güvenilir enerji arzına sahip olmasını sağlamadaki artan rolü, Çin'in stratejik etkisini ve önemini de artırıyor.

Küresel enerji danışmanlık şirketi Wood Mackenzie'nin analistleri, "Çin açık ara kazanan gibi görünüyor" sonucuna vardı. Trump yönetiminin yenilenebilir enerji projelerini durdurmaya yönelik agresif politikaları ABD'nin bu küresel rekabetten fiilen çekildiği ve sanayi ile teknoloji alanındaki avantajı en büyük rakibine bıraktığı anlamına geliyor. Ekonomik avantajlar jeopolitik avantajlarla da pekişiyor. Savaş, ABD ile Avrupa'daki uzun süreli müttefikleri arasındaki ayrılığı derinleştirdi ve Çin'e uluslararası liderlik rolünü genişletmek için yeni bir fırsat sundu.

Güveni yeniden inşa etmek

Basra Körfezi'nden petrol, doğalgaz ve diğer yüklerin taşındığı tek deniz yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin yeniden tamamen serbest hale gelip gelmeyeceği belirsiz. İran, uluslararası anlaşmaları ihlal edebilecek olsa da boğazdan geçen gemilerden ücret alınmasını gündeme getirdi. Böyle bir uygulama resmileşmese bile İran, istediği zaman ticareti aksatabileceğini gösterdi. Bu da riskleri ve maliyetleri artırıyor. Uluslararası Para Fonu'nun eski baş ekonomisti Maurice Obstfeld, "Boğazın, alıştığımız kesin serbest geçiş ortamına bir daha döneceğini sanmıyorum" dedi.

Benzer şekilde bölgedeki barış, istikrar ve artan refaha duyulan güven de sarsıldı. Obstfeld, "Körfez ekonomilerinin dinamizmi, gösterdikleri kırılganlık nedeniyle zarar görebilir" dedi ve bunun "İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırdığını" ekledi. İran, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer komşularına insansız hava araçları ve füzeler fırlattı. Katar'ın doğalgaz sahalarında meydana gelen hasar geniş çaplıydı ve sıvılaştırılmış doğalgaz ihracat kapasitesinin yüzde 17'sini etkiledi. Suudi Arabistan'da ise bir petrokimya tesisi bombalandı.

Kendisini küresel bir finans merkezi, ticaret merkezi ve turizm destinasyonu olarak konumlandıran Birleşik Arap Emirlikleri açısından bakıldığında, beş yıldızlı otellerine, veri merkezlerine ve bir nükleer tesise yönelik saldırılar ziyaretçileri ve yatırımcıları uzaklaştırabilir. ABD açısından ise Trump'ın İran'la savaşı tetikleme kararı ve kaotik politika yapım tarzı, Washington'ın küresel düzeni ve ticareti sürdürme konusundaki isteği ve kapasitesine olan güveni daha da zayıflattı.

"Ekonomi daha kırılgan hale gelecek"

Dünya Bankası ekonomistleri yılın başında verileri incelemeye başladıklarında hoş bir sürprizle karşılaşmışlardı. Bankanın baş ekonomisti Indermit Gill, "Ocak ve şubat arasında tahminlerimizi yukarı yönlü revize etmeyi düşünmeye başlamıştık çünkü görünüm çok iyiydi. Enflasyon düşüyordu, büyüme hızlanıyordu, ticaret darbeler almıştı ama ayakta kalmayı başarıyordu" ifadelerini kullandı. 

Artık durum farklı. Banka kısa süre önce ekonomik görünümünü aşağı yönlü revize etti. Küresel büyümenin 2025'teki yüzde 2,9 seviyesinden bu yıl yüzde 2,5'e düşmesini bekliyor. Enflasyon da yeniden yükselmeye başladı. ABD'de enflasyon üst üste üçüncü ay artarak mayıs ayında yıllık yüzde 4,2'ye ulaştı. Wall Street artık faiz indirimi beklemek yerine, ABD Merkez Bankası'nın bu yıl en az bir kez faiz artırmasını bekliyor. Geçen hafta Avrupa Merkez Bankası faizleri yüzde 2,25'e yükseltti. Banka, "Orta Doğu'daki savaş enflasyonist baskılar yaratıyor" açıklamasını yaptı.

Yüksek faiz oranlarının, zaten devasa kamu borçları biriktirmiş ve gelirlerinin giderek daha büyük bir bölümünü yalnızca faiz ödemelerine ayıran hem zengin hem de yoksul ülkeler üzerinde ciddi uzun vadeli etkileri bulunuyor. Hükümetler yüksek enerji fiyatlarıyla mücadele eden hane halklarına destek sağladıkça ve artan güvenlik tehditleriyle başa çıkmak için askerî bütçelerini yükselttikçe, bu bütçe baskıları daha da artacak. Krizden en ağır darbeyi alan Asya ekonomileri, İran savaşının etkilerinden ekonomilerini ve mali yapılarını kurtarmaya çalışırken Asya Kalkınma Bankası'na acil kredi başvurularında bulunmaya başladı. Gill, "Dünya ekonomisi daha gergin ve daha kırılgan hale gelecek" dedi. 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok