Arama

Sağlıkta büyük yakınsama: Birlikte gelişmenin ekonomisi

Sağlık sektöründe artan maliyetler, nitelikli çalışan açığı ve teknoloji yatırımları kurumları ortak çözümler aramaya yöneltiyor. Hastanelerden ilaç şirketlerine, sigortacılardan teknoloji firmalarına uzanan iş birlikleri, kaynakların daha verimli kullanılmasını ve Türkiye’nin küresel sağlık pazarında daha fazla değer üretmesini sağlayabilir.

21 Ekim 2026, 13:00

Sağlık sektöründe bir toplantı masasına oturduğunuzda, farklı kurumların yöneticilerinden benzer cümleler duyarsınız: Maliyetler yükseliyor. Nitelikli çalışan bulmak zorlaşıyor. Teknolojiye yatırım yapmak gerekiyor. Hastaların beklentileri artıyor. Uluslararası pazarda rekabet sertleşiyor. Eskiden yıl sonuna doğru takip eden yılın bütçelerini yapardık, son dört yıldır düzenli olarak yıl ortası aylık bütçe düzenlemeleri yapıyoruz.

Herkes aynı sorulara cevap arıyor; çoğu zaman kendi odasında, kendi bütçesiyle, kendi imkanlarıyla. Sürekli kendi yönetim kuruluna ödeme dengesini tutundurma hesabı veriyoruz.

İnsanın aklına ister istemez şu geliyor: Madem dertlerimizin önemli bir bölümü ortak, neden çözümlerimizin bu kadarını tek başımıza üretmeye çalışıyoruz?

Sağlık sektörünün önümüzdeki dönemini konuşurken “büyük yakınsama” kavramını tam da bu sorunun etrafında ele almak gerektiğini düşünüyorum. Hastanelerin, ilaç ve biyoteknoloji şirketlerinin, sigortacıların, sağlık teknolojisi ve yazılım firmalarının, üniversitelerin ve yatırımcıların birbirlerinin yetkinliklerini tamamlayarak birlikte gelişmesi…

Geçtiğimiz yüzyıl, sağlıkta bir tür büyük patlama yaşattı. Hastaneler, sigortacılar, ilaç şirketleri, teknoloji firmaları ve kamu kurumları uzmanlaştı. Her biri kendi kurumunu, kendi dilini ve kendi ölçütlerini kurdu. Bu derinlik bize çok şey kazandırdı. Bugün ise tersine bir hareketin içindeyiz: Hiçbir sektör tek başına en iyi sonucu üretemiyor.

Sağlıkta rekabetin geleceği, böyle bir yakınlaşmayı ne kadar iyi yönetebildiğimize de bağlı olacak.

Aynı yatırımı kaç kez yapabiliriz?

35 yılı aşan hastanecilik hayatımda, yeni hastanelerin açılışına ve sağlık gruplarının büyümesine yakından tanıklık ettim. Bir hastanenin kapısından içeri girdiğinizde gördüğünüz hizmetin arkasında ne kadar büyük bir ekosistem olduğunu bilirim: Laboratuvar, görüntüleme, bilgi sistemleri, satın alma, lojistik, eğitim, kalite, tesis yönetimi , ruhsatlama ve daha nice fonksiyon.

Her yeni hastanede yalnızca hasta kabulüne başlamazsınız; bu görünmeyen dünyanın da çalışmasını ve orkestrasyonunu sağlarsınız. Bugün bu dünyaya siber güvenlik, veri yönetimi, yapay zeka ve uzaktan hasta takibi gibi yeni katmanlar ekleniyor. Her kurumun bunların tamamında tek başına güçlü olmasını beklemek, giderek daha pahalı bir beklentiye dönüşüyor.

OECD’nin Health at a Glance 2025 raporuna göre, üye ülkelerde sağlık harcamalarının GSYİH içindeki payı 2019’da ortalama yüzde 8,8 iken 2024’te yüzde 9,3’e ulaştı. Türkiye’de ise TÜİK verilerine göre toplam sağlık harcamalarının GSYİH’ye oranı 2023’te yüzde 4,6’dan 2024’te yüzde 5,3’e yükseldi. Bu göstergeler tek başına kurumların kârlılığını anlatmıyor; ancak sağlığa ayrılan kaynakların ekonomik önemini açıkça ortaya koyuyor. Daha fazla kaynak ayırırken aynı kaynakla ne kadar sağlık üretebildiğimizi de sormamız gerekiyor. OECD’nin Tackling Wasteful Spending on Health raporu bu soruya çarpıcı bir cevap veriyor: Sağlık harcamasının yaklaşık beşte biri, iyi sağlık sonuçlarına ya hiç ya da çok az katkı sağlıyor. Hastane harcamalarının yüzde 10’undan fazlası ise önlenebilir tıbbi hataları ve hastanede kapılan enfeksiyonları düzeltmeye gidiyor. Bu kayıpların önemli bir bölümü, kurumların arasındaki boşluklarda oluşuyor. Yan yana duran kurumların aynı altyapıyı tekrar tekrar kurması yerine belirli alanlarda ortak kapasite geliştirmesi mümkün mü? Ortak laboratuvar altyapıları, eğitim programları, teknoloji doğrulama merkezleri veya tedarik çözümleri oluşturabilir miyiz?

Büyük yakınsamanın ilk ekonomik sorusu bu: Ayrı ayrı taşıdığımız hangi maliyetleri, birlikte daha verimli bir yatırıma dönüştürebiliriz?

Rakibimden ne öğrenebilirim?

İş dünyasında ortaklık fikri genellikle herkes birbirini çok sevdiğinde gündeme gelir. Oysa bazı ortaklıklar için aynı fikirde olmak bile gerekmeyebilir. Ortak bir sorunu kabul etmek yeterlidir.

İlaç sektöründeki MELLODDY projesi bunun ilgi çekici bir örneği. Aralarında AstraZeneca, Bayer, GSK ve Novartis’in de bulunduğu 10 ilaç şirketi, gizli araştırma verilerini birbirlerine açmadan yapay zeka modellerinin ortak öğrenmesini sağlayan bir yapı geliştirdi. “Federe öğrenme” adı verilen yöntemle veriler kurumlarda kalırken, modeller farklı kuruluşlardaki bilgiden yararlanabiliyor. Birbirleriyle rekabet eden şirketler, öğrenme kapasitesini birlikte geliştirebiliyor.

Sağlık kuruluşları açısından da düşündürücü bir yaklaşım. Her hastanenin kendi verisiyle sınırlı bir yapay zeka çözümü geliştirmeye çalışması yerine mahremiyet ve güvenlik koşulları gözetilerek ortak öğrenme ve doğrulama altyapıları kurulabilir.

Mayo Clinic Platform da klinik bilgi ile teknoloji geliştirmeyi buluşturan bir örnek sunuyor. Platform, kimlikten arındırılmış klinik veriler ve iş birlikleri üzerinden dijital sağlık çözümlerinin geliştirilmesini, doğrulanmasını ve ölçeklenmesini destekliyor. Bir sağlık kuruluşunun etkisinin, kendi binalarında verdiği hizmetin ötesine nasıl uzanabileceğini gösteriyor.

Türkiye açısından buradaki fırsat büyük: Hastanelerimizin klinik deneyimi ile teknoloji şirketlerimizin geliştirme kapasitesini daha sistemli buluşturabilirsek, uluslararası pazara birlikte ürün ve bilgi de taşıyabiliriz.

Ortak sıkıntıdan ortak kapasiteye

Yakınsamanın daha somut bir örneği ise ilaç tedarikinde karşımıza çıkıyor.

ABD’de hastanelerin oluşturduğu kâr amacı gütmeyen ilaç şirketi Civica, temel jenerik ilaçlarda erişilebilirlik ve tedarik sürekliliğine odaklanıyor. Kurumun Eylül 2025 açıklamasına göre hizmet verdiği hastane sayısı 1.400’ün üzerindeydi. Bu örneğin dikkat çekici tarafı, hastanelerin ortak bir sıkıntı karşısında üretim kapasitesi oluşturması idi. Elbette her ortak girişimin ilaç fabrikası kurması gerekmiyor. Bazen ortak bir stok yönetimi, bazen bir bakım-onarım merkezi, bazen ortak bir eğitim akademisi de anlamlı bir başlangıç olabilir.

İnsan kaynağı bunun en önemli alanlarından biri. Dünya Sağlık Örgütü, 2030’a kadar küresel ölçekte yaklaşık 11 milyon sağlık çalışanı açığı öngörüyor; açığın özellikle düşük ve alt orta gelirli ülkelerde yoğunlaşması bekleniyor. Kurumların birbirlerinden çalışan transfer etmesi, toplam insan kaynağını artırmıyor. Üniversiteler, sağlık kuruluşları ve meslek örgütlerinin birlikte eğitim kapasitesi geliştirmesi, yeni yetkinlikler kazandırması ve çalışanların meslekte kalmasını desteklemesi gerekiyor. Birbirimizin yetişmiş çalışanını almak için gösterdiğimiz enerjinin bir bölümünü, birlikte daha fazla insan yetiştirmeye ayırabilir miyiz diye düşünüyorum.

Sağlıklı kalmanın kazancı kime ait?

Yakınsamanın belki de en zor alanı, ekonomik teşviklerin buluşması.

Hastane, sigortacı, hekim, evde bakım kuruluşu ve hasta aynı yolculuğun parçaları. Ancak her birinin başarısı farklı ölçütlerle değerlendirildiğinde, ortak hedefe ulaşmak güçleşebiliyor. Bir hastanın komplikasyon yaşamaması, yeniden hastaneye yatmaması veya kronik hastalığını daha iyi yönetmesiyle oluşan değerin nasıl paylaşılacağını konuşmamız gerekiyor.

McKinsey’nin analizine göre klinik bakım, genel sağlık sonuçlarının yalnızca yaklaşık yüzde 15’ini açıklıyor. Sonucun geri kalanı hastanenin kapısının dışında belirleniyor: insanların gündelik yaşamında, sigortanın kapsamında, işverenin programında ve teknolojinin takibinde. 

ABD’deki Medicare Shared Savings Program kapsamında çalışan Accountable Care Organization yapıları, hizmet sunucularını kalite ve toplam bakım maliyeti sorumluluğu etrafında bir araya getiriyor. CMS’nin 2024 performans sonuçlarına göre katılımcılara yapılan 4,1 milyar dolarlık paylaşılan tasarruf ödemesinin ardından Medicare için referans harcama hedeflerine kıyasla yaklaşık 2,5 milyar dolar net tasarruf bildirildi. Bu, programın kendi hesaplama çerçevesindeki sonuç; bütün sisteme doğrudan genellenebilecek bir rakam değil. Ancak ortak hedeflerin ekonomik karşılığını tartışmak için güçlü bir örnek.

Koruyucu sağlıkta da benzer bir düşünceye ihtiyacımız var. OECD’de koruyucu hizmetlerin toplam sağlık harcamalarındaki payının 2023’te yaklaşık yüzde 3 düzeyine dönmüş olması, önlemeye verdiğimiz önem ile ayırdığımız kaynak arasındaki ilişkiyi sorgulatıyor.

Longevity ve sağlıklı yaş alma alanında anlamlı bir model kurmak istiyorsak, kliniklerin, sigortacıların, işverenlerin ve teknoloji firmalarının ölçülebilir sağlık kazanımları etrafında buluşması gerekiyor. Bu iş birliğinin başarısı, insanların günlük yaşamında ve sağlık sonuçlarında görülmelidir.

Türkiye’nin birlikte büyüme fırsatı

Türkiye için büyük yakınsamayı somut projelerle başlatabiliriz.

Bunun işaretlerini şimdiden görüyoruz. Mayıs 2026’da Turkcell’in 5G altyapısı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Muş Devlet Hastanesi ve yerli üretici ELMED’in İbn-i Sina robotu, yaklaşık 1.500 kilometre mesafeden yapılan bir böbrek taşı ameliyatında buluştu. Bir telekom şirketi, bir üniversite, bir kamu hastanesi ve yerli sanayi aynı hasta için aynı masaya oturdu. Altyapımız da güçlü: Türkiye klinik araştırmada dünya sıralamasında 2019’da 26. iken 2025’te 20. sıraya yükseldi.

Bir grup sağlık kuruluşu ortak yapay zeka doğrulama kapasitesi kurabilir. Hastaneler ile yerli yazılım firmaları, klinik kanıtı üretilmiş çözümleri birlikte ihraç edebilir. Sigortacı, hastane ve evde bakım kuruluşu belirli bir hasta grubunda toplam bakım maliyetini ve sonuçlarını birlikte izleyebilir. Uluslararası hasta hizmetlerinde tedavi, rehabilitasyon ve ülkeye dönüş sonrası takip aynı kalite çerçevesinde tasarlanabilir. Böylece küresel rekabette sunduğumuz değer de genişler: Tedavinin öncesini ve sonrasını yönetebilen, sonucunu ölçebilen, teknolojisini geliştirebilen bir sağlık ekosistemi.

Ancak ortaklık kurmak, ortak değer üretildiği anlamına gelmez. Başlangıçta şu soruların cevabı açık olmalı: Kim yatırım yapacak? Kim karar verecek? Risk nasıl paylaşılacak? Üretilen kazanç kime dönecek? Hasta bundan ne kazanacak? Başarıyı toplantı sayısıyla ölçemeyiz. Bekleme süreleri kısalıyor mu? Komplikasyonlar azalıyor mu? Çalışanın yükü hafifliyor mu? Toplam bakım maliyeti düşüyor mu? Uluslararası pazarda daha fazla değer üretebiliyor muyuz? Bir soruyu da masadan kaldırmamalıyız: Yakınsama, hastaya ve sisteme fayda mı sağlayacak, yoksa yalnızca bazı kurumların pazarlık gücünü mü artıracak? İş birliğinin meşruiyeti, ürettiği değerin nasıl paylaşıldığında saklı.

Hastanecilik bize her gün çok basit bir şey öğretir: En iyi hekim bile tek başına iyi bir hastane oluşturamaz. Sonuç; hemşirenin, teknisyenin, yazılımın, laboratuvarın, yöneticinin ve daha pek çok kişinin birlikte çalışmasıyla ortaya çıkar. Şimdi aynı anlayışı kurumların arasına taşımamız gerekiyor.

Sağlıkta geleceğin rekabet gücü, bir kurumun sahip oldukları kadar, başkalarıyla birlikte mümkün kıldıklarından doğacak.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok