Geçen yıl boyunca çoğu Avrupalı lider, ABD Başkanı Donald Trump ile gerilmemek büyük çaba gösterdi. İran çatışması ise bu balayı dönemine hızlı bir son getirdi. Britanya ve İspanya liderleri Trump’la olan söz düellosunun dozunu artırarak, ABD’nin İran’a yönelik saldırısını neden desteklemediklerini açıkladılar ve bunu hem yasa dışı hem de akıl dışı olarak nitelendirdiler. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, “Milyonlarca insanın kaderiyle Rus ruleti oynayamayız. Bu çatışmaya dahil olan güçler derhal çatışmaları durdurmalıdır” dedi.
Haftanın başlarında Trump, İran saldırılarını başlatmak için ABD’nin İspanya’daki üsleri kullanmasına izin vermediği gerekçesiyle İspanya ile tüm ticareti durdurmakla tehdit etmişti. Beyaz Saray basın sözcüsü Karoline Leavitt ise çarşamba günü İspanya’nın ABD ordusuyla işbirliği yapmayı kabul ettiğini söyledi. İspanya’nın artık İran saldırıları konusunda işbirliği yaptığı sorulduğunda hükümet sözcüsü Alexandra Gil’in tek kelimelik yanıtı şöyleydi: “Yanlış.”
Britanya Başbakanı Keir Starmer parlamenterlere, Birleşik Krallık’ın bir savaşa yalnızca yasal olduğu ve “uygulanabilir, iyi düşünülmüş bir plan bulunduğu” takdirde katılacağını söyledi. Çatışmanın bir çıkış stratejisi bulunmadığını eleştirdi ve bir hava savaşından rejim değişikliğinin gelemeyeceğini düşündüğünü belirtti. Ayrıca 2003’te Irak’ın işgaline atıfta bulunarak bunun bir bataklığa dönüştüğünü hatırlattı.
Starmer ve Trump son günlerde karşılıklı sert sözler sarf etti. ABD lideri, Starmer’ın ABD planını desteklememesinden hayal kırıklığı duyduğunu söyledi ve ABD’nin Birleşik Krallık üslerinden “savunma amaçlı” saldırılar başlatmasına izin vermeden önce birkaç gün beklemesini eleştirdi.
“Trump’ı kızdırmama” stratejisi
Trump ikinci dönemine başladığından beri Avrupalı liderler ABD Başkanı’nı yatıştırmaya çalıştı. Trump Ukrayna’ya askeri ve mali yardımı durdurduğunda öfke göstermediler. Trump’ın tek taraflı gümrük tarifelerine karşı misilleme yapmadılar. Genel olarak Trump ya da yönetim yetkilileri Avrupa’yı sert biçimde eleştirdiğinde bu tuzağa düşmemeye çalıştılar. Bunun nedeni basit: Avrupa hala güvenliği için düşmanca bir Rusya karşısında ABD’ye, büyük bir enerji kaynağı olarak ve Avrupa ihracatı için en büyük pazar olarak bağımlı.
Avrupa’dan ilk direniş işaretleri Grönland meselesinde ortaya çıktı. Avrupalılar birlikte hareket ederek Trump’ın Danimarka toprağını ilhak etme talebine karşı çıktı. Almanya gibi bazı büyük Avrupa ülkeleri ise hala “Trump’ı kızdırmama” stratejisine bağlı kalıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, ABD ve İsrail’in askeri saldırılarını “İran için iyi haber ve dünya için iyi haber” olarak nitelendirdi. Savaşı eleştirmeyi özellikle reddederek “ortaklarımıza ders verme zamanı değil” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD saldırısının uluslararası hukuka uygun olmadığını söyledi ancak ABD’ye yönelik açık eleştirilerini sınırlı tuttu. İrlanda ve Norveç gibi bazı ülkeler ise daha açık sözlü oldu. İspanya’nın Sosyalist liderinin bu çizgiden ayrılması ise belki de daha az şaşırtıcı. İspanyollar Trump’ın daha fazla askeri harcama çağrılarına direndi ve Ukrayna’yı destekleme konusunda da isteksiz davrandı. İran konusunda Sanchez, “Dünya için kötü olan bir şeyde… birinin misillemesinden korktuğumuz için suç ortağı olmayacağız” dedi.
Birleşik Krallık’ın müttefik olmadığı ilk durum
Üsluptaki değişim özellikle Birleşik Krallık’ta dikkat çekici. Trump’ın yeniden seçilmesinden bu yana Starmer yakın bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etti. Buna Kral 3. Charles ile davetler ayarlamak ve Trump’ı konutunda ağırlamak da dahil. Britanyalı yetkililer perde arkasında Ukrayna ve Grönland konularında Trump yönetimini etkilemek için yoğun çaba harcadı.
Ancak İran savaşı, yakın geçmişte Birleşik Krallık’ın en önemli müttefikini otomatik olarak desteklemediği ilk durum oldu. Britanya uzun zamandır kendisini ABD’nin en güvenilir askeri ortağı olarak konumlandırıyordu ve son on yıllarda ABD’nin çoğu büyük askeri operasyonuna muharip asker gönderdi.
King’s College London’da dış politika uzmanı olan Sophia Gaston, “Bu ilk kez ‘güvenlik riskine dair değerlendirmenize katılmıyoruz ve sizinle omuz omuza durmayacağız’ dediğimiz durum” diyor. Ona göre bunun sonuçları geniş kapsamlı olabilir çünkü Birleşik Krallık hem güvenlik hem de ticaret açısından ABD’ye büyük ölçüde bağımlı. Farklı yaklaşımlar çıkar çatışmalarını yansıtıyor olabilir. Risk analizi şirketi Eurasia’nın Avrupa başkanı Mujtaba Rahman’a göre Avrupa hükümetleri bir yandan Trump’ın gözüne girmek ve Washington üzerinde etki sahibi olmaya çalışarak daha fazla kazanım elde edebilir.
Savaşın uzaması Avrupa’ya da zarar verir
Rahman’a göre Avrupa’nın hedeflerinden biri ABD’yi çatışmayı mümkün olduğunca kısa sürede bitirmeye zorlamak olacak. Uzayan bir çatışma Avrupa’ya ciddi zarar verebilir, zayıf ekonomileri enerji fiyatlarındaki kalıcı artışlara karşı özellikle savunmasız ve Orta Doğu’dan gelebilecek yeni terör veya göç dalgalarından etkilenebilir. Coğrafi olarak ABD’ye kıyasla çok daha yakın konumdalar.
Merz’in yaklaşımı ise kesinlikle pragmatik tarafta. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Almanya uluslararası kurallara dayalı düzenin en büyük savunucularından biri oldu. Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi ve ABD-İsrail’in İran’a saldırısı sonrasında şu gerçek giderek daha fazla kabul görüyor: dünyanın büyük güçleri uluslararası hukukla sınırlanmayacak. Merz’in mesajı şu: Almanya dünyayı olmak istediği gibi değil, olduğu gibi kabul etmeli ve kendi çıkarlarına bakmalı.
Ancak bazı Avrupalı liderlerin başka hesapları da var. Kendi seçmenleri gibi. Örneğin Starmer, Filistin yanlısı olan ve NATO’nun kaldırılmasını isteyen popülist Yeşil Parti’ye yönelen seçmenler nedeniyle anketlerde gerileyen solcu İşçi Partisi içinden artan baskıyla karşı karşıya.
Trump Avrupa’da son derece popüler olmayan bir figür ve bu savaşın da büyük bir kesim tarafından desteklenmeyeceği düşünülüyor. YouGov’un yaptığı bir ankete göre Britanyalıların yüzde 49’u İran’a saldırıya karşı çıkarken yüzde 28’i saldırıları destekliyor. Çatışma uzadıkça daha da popülerlik kaybetmesi muhtemel.