ABD’de Donald Trump yönetiminin bu hafta sonu İran’la duyurduğu geçici anlaşma bir barış anlaşması değil. Bir nükleer anlaşma değil. Bir füze anlaşması da değil. Bunlar belki birkaç ay içinde gerçekleşebilir. New York Times’ın haberine göre üst düzey bir ABD’li yetkili, nükleer görüşmeler için üzerinde uzlaşılmış bir zaman sınırı olmadığını söyledi. ABD-İran müzakerelerinin geçmişi dikkat alınırsa bu süre çok daha uzun da olabilir. Fakat şimdilik Trump, ateşkesi uzatabilecek ve modern zamanların en büyük enerji kesintisini hafifletecek şekilde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açabilecek bir anlaşmayla öne çıktı.
Gerilim düşüyor mu?
Washington ile Tahran arasında, bir Pakistanlı generalin arabuluculuğunda yürütülen ve uçurumun kenarındaki bu müzakerelerden çıkan en iyi haber, kontrolden kolaylıkla çıkabilecek bir çatışmada geriliminin düşüyor gibi görünmesi. Hem Trump’ın hem de İran’ın dini liderinin nihai metni onaylaması halinde, dünya petrolünün dörtte birinin geçtiği boğaz yeniden açılabilir. Cumhuriyetçilerin, galon başına benzinin 4,50 dolar civarında seyrettiği ve Amerikalıların anketlerde karşı çıktığını söylediği bir savaşı sürdüren bir ABD Başkanı'nın kasım ara seçimlerine gitmekten korktukları bir dönemde bu küçümsenecek bir şey değil. İranlılar açısından ise bu açılım, petrol gelirlerinin büyük kısmını kaybetmeleri nedeniyle ağır yara almış ekonomilerinin çökme noktasına geldiği bir sırada gerçekleşiyor.
Ancak sadece 11 hafta önce “İran’la koşulsuz teslimiyet dışında hiçbir anlaşma olmayacak” diyen bir lider için, bu hafta sonu duyurduğu anlaşma bunun oldukça uzağında. Üstelik kullandığı ton da belirgin biçimde farklıydı. Trump sosyal medya paylaşımında, “Süreç düzenli ve yapıcı şekilde ilerliyor ve temsilcilerime acele etmemelerini söyledim çünkü zaman bizim lehimize işliyor" ifadelerini kullandı. İran’ın dini lideri ve diğer İranlı yetkililer bu mutabakatı onaylayana kadar “abluka tam güçle yürürlükte kalacaktır” diye ekledi.
Savaşın başladığı nokta
Yine de Trump, esasen İran’ın en zor meseleleri ileri bir tarihe erteleme talebini kabul etti. Buna karşılık İran’ın, en azından geçici olarak, dünyanın en kritik su yollarından biri üzerindeki boğucu kontrolünü sona erdirmesini sağlamayı başarmış görünüyor. Sonuçta her iki tarafın da geri adım atmaktan başka pek seçeneği yoktu. Her biri kötü seçenekler arasında en az kötü olanı tercih etti. Ancak bunun yaptığı tek şey, durumu yaklaşık olarak 28 Şubat’taki statükoya geri döndürmeye başlamak oldu; yani Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran’ın nükleer ve füze programlarını nihayet sona erdirmek amacıyla savaşı başlattıkları noktaya.
ABD'nin ikinci aşama planı
Şimdiye kadar bu hedeflere ulaşamadılar: İran hala 11 tondan fazla nükleer yakıta sahip; bunların içinde bomba seviyesine yakın zenginlikte yaklaşık 450 kilogramlık bir bölüm de bulunuyor. Esasen bir darbe düzenleyip hükümeti devirmeyi ve eski İranlı sertlik yanlısı cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı yeniden iktidara getirmeyi amaçlayan ilk plan ise hiçbir zaman gerçekleşmedi. Trump’ın yardımcıları, boğaz yeniden açılırsa savaşın çıkmasına neden olan konularda İran’la ciddi müzakerelere dönmek için ikinci aşamaya geçmeyi planladıklarını söylüyor. İsmini vermek istemeyen üst düzey bir yönetim yetkilisi, pazar günü gazetecilere İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmeyi genel olarak kabul ettiğini söyledi. Bu stok, nispeten kısa sürede yaklaşık bir düzine bombaya dönüştürülebilecek kapasitede.
Ancak İranlılar, boğazdaki trafiği durdurma gücüyle birlikte ellerindeki en büyük koz olan bu yakıttan vazgeçeceklerine dair hiçbir şey söylemedi. ABD’li yetkili ayrıca İran’ın yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumunu tam olarak hangi mekanizma ile elden çıkaracağının ve müzakerelerin sonunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na göre elinde bulunan tüm ek uranyumu ülke dışına gönderip göndermeyeceğinin hala çözüme kavuşmadığını kabul etti.
ABD ayrıca İranlıların yeni nükleer yakıt zenginleştirme faaliyetlerini bir şekilde askıya almayı sözlü olarak kabul ettiğini söyledi. Ancak Trump’ın kendisi dokuz gün önce Air Force One’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Tahran liderlerinin bu faaliyetleri 20 yıl boyunca durdurma taahhüdünden geri adım attığını söylemişti; şu anda bu konuda nerede durdukları ise belirsiz. İran ayrıca şimdiye kadar, ABD’nin mutlaka gündeme getireceğini söylediği füze boyutu ve menziline ilişkin sınırlamaları tartışmayı bile reddetti. Bu konu, İran’ın balistik füzelerinin menzili içinde bulunan İsrail için kritik önem taşıyor.
ABD’nin tüm bu meselelerin çözüleceğine dair güvenine rağmen, müzakerelerin ve kırılgan ateşkesin her an çökebileceği ihtimali sürüyordu. Pazar günü gazetecilere bilgi veren ABD’li yetkili, İran’ın nihayetinde neyi kabul edeceğini, hatta dini liderin anlaşmayı resmen onaylayıp onaylamayacağını bile öngöremediklerini defalarca kabul etti. Ancak yetkili, İran’ın herhangi bir geçiş ücreti uygulamayacağı boğazın yeniden açılmasının ekonomik baskıyı azaltacağını, piyasaları rahatlatacağını ve nükleer meseleleri ele almak için alan yaratacağını söyledi.