Issız Bozcaada’nın sessiz sokaklarında, ekim ayının keyifli ve cömert sıcaklığında festival yolundayım. Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen ve her sene bir ritüele dönüşen Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ne ilk katılışım. Adaya tatil için gelen turistlerin artık kalmadığı bir zamana denk gelince Bozcaada’nın tadı pek nefasetli desek yanlış olmaz. Bu yıl festivalin teması “hesap verme sorumluluğu” olarak belirlenmiş.
Belgesel filmlerin gösterildiği Salhane adlı mekan, sanırım adanın en ikonik binalarından biri. İçeri girerken bir anda bir yazı beliriyor; “Burada katledilen bütün hayvanların anısına.” Evet, burası geçmişte bir mezbahane imiş, şimdi ise Bozcaada Belediyesi tarafından kafe-bar olarak işletiliyor. Önündeki tahta rıhtımda, ekim ayı olmasına rağmen insanlar keyifle denize girip yüzüyorlar.
Festival kapsamında 70’ten fazla ülkeden seçilen 44 belgesel filmi, Bozcaada Halk Eğitim Merkezi ve Salhane’de ücretsiz olarak gösterildi. BIFED ödülleri; Bozcaada'nın mimari dokusunu ve koylarını korumak için direnen ressam Fethi Kayaalp, adanın çok kültürlü geçmişini simgeleyen Madam Melpo, genç belgeselcileri yetiştiren akademisyen Naci Güçhan ve sanata katkılarıyla iz bırakan İdil Schneider-Bulut'un anılarını yaşatarak ekoloji mücadelesi ile yerel hafızayı bir araya getiriyor. BIFED 2026’da Fethi Kayaalp Büyük Ödülü, Jérôme Le Maire’nin yönettiği “The Price of the Sun” filmine verildi. Ana Yarışma ikincilik ödülünü “DIDY”, Ses ve Müzik Ödülü’nü ise yine “The Price of the Sun” kazandı. Gaia Öğrenci Seçkisi’nde Naci Güçhan Ödülü’nün sahibi “Oscurana” oldu.

Festivalde farklı mekanlarda söyleşiler de gerçekleştirildi. Halk Eğitim Merkezi ve Salhane’deki gösterimler arasında bir maratondaymış havasında koşturduk. Kimi zaman çok kısa ve düşündürücü, kimi zaman da uzun süren ve zamanın nasıl aktığını anlayamadığımız, farklı kültürlerden filmlerle geçen beş günlük bir belgesel ekoloji maratonu yaşadık.
Sakin Bozcaada’nın rüzgarına kapılmışken izlediğim en çarpıcı filmlerden biri “Ben Zanskar’ım”. İklim aktivisti Lobzang Wangtak’ın eş yönetmenliğini üstlendiği, Himalayalar’ın izole bir vadi sisteminde yaşanan ekolojik krizi ve kültürel dönüşümü ele alan, 27 dakikalık ödüllü bir belgesel. 10 yıllık bir süreçte çekilen film; küresel ısınma nedeniyle eriyen buzulları, kuruyan nehirleri ve su kıtlığı yüzünden köylerini terk etmek zorunda kalan yerel halkın dramını Wangtak’ın kişisel çocukluk hafızası üzerinden aktarıyordu. Yalnızca soruna odaklanmakla kalmıyor, yönetmenin kurduğu vakıf aracılığıyla bölgede hayata geçirilen güneş enerjili su projelerini ve yapay buzul çalışmalarını da belgeleyerek izleyiciye umut dolu, çözüm odaklı bir çevre aktivizmi manifestosu sunuyordu.
En keyif aldığım söyleşilerden biri de, pek hoşsohbet biri olan besteci ve müzikolog Alper Maral’ın söyleşisi oldu. “Ses Ekolojisinin İzinde Duysal Tasarım” adlı bu seminer/atölye çalışması, iklimsel kırılganlığın ve çevresel felaketlerin bunca gündemde olduğu bir zamanda; sesli uyarılara, bizi kuşatan, besleyen, etkileyen ve yönlendiren ses evrenimize kulak vermemizi sağlayan, farkındalığımızı artıran duysal tasarım alanlarına dair keyifli bir buluşmaydı.
Ayrıca sanatçı Selçuk Gürışık’ın anlatımıyla, kendi sergisi olan “Malzemenin Devamı” adlı sergisini gezip sohbet etme fırsatı bulduk. Elyaf sanatı ve Anadolu keçeciliğine dair, geçmişten bugüne ürettiği tekstil art türündeki eserlerini ve kaynakların giderek azaldığı bir dünyada malzemeyi, kullanım süresi tamamlanmış bir kalıntı olarak değil; başka bir düşünceye, biçime ve yaşama açılabilecek yaratıcı bir imkan olarak ele aldığı süreçleri bizlerle paylaştı.
Sanırım BIFED, her yıl ekim ayının ikinci haftasında ıssız Bozcaada sokaklarında arınabileceğim bir ritüele dönüşecek. Festivale gidemeyenler içinse yıl içerisinde Türkiye’nin birçok farklı şehrinde ve Avrupa’da çeşitli etkinliklerde BIFED filmleri gösteriliyor olacak. İBB’nin Beyoğlu Sineması’nda ise aylık periyotlarla düzenlenen ekolojik seçki kapsamında filmleri izleme şansına sahip olabilirsiniz.