Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global Ratings, 21 Ekim 2026 tarihli Banking Industry Country Risk Assessment: Türkiye raporunda, Türkiye ekonomisinin ve bankacılık sektörünün karşı karşıya olduğu riskleri değerlendirdi.
Kuruluş, Türkiye’nin ekonomik risklerini ve bankacılık sektörüne yönelik risk eğilimlerini istikrarlı olarak sınıflandırdı. Buna karşın her iki alandaki risk düzeyini 10 üzerinden 8 olarak belirledi. Bankacılık Sektörü Ülke Risk Değerlendirmesi (BICRA) sisteminde 1 en düşük, 10 ise en yüksek risk seviyesini ifade ediyor.
S&P, Türkiye’nin dinamik özel sektörünü ve bankaların yüksek oynaklığın yaşandığı dönemlerde gösterdiği dayanıklılığı olumlu unsurlar arasında sıraladı. Buna karşılık kısa vadeli dış finansmana bağımlılık, yatırımcı güvenindeki değişimlere duyarlılık ve özel sektörün hem Türk lirası hem de yabancı para cinsinden yüksek borçluluğu temel kırılganlıklar olarak öne çıktı.
Raporda, enflasyonu düşürme sürecinin zorluklarına da dikkat çekilirken jeopolitik gelişmelerin ve iç siyasetteki belirsizliklerin ekonomik görünüm üzerindeki etkilerinin devam ettiği belirtildi.
Enflasyonda düşüş, büyümede sınırlı ivme beklentisi
S&P Global Ratings, Türkiye’de tüketici enflasyonunun Eylül 2026’da kaydedilen yüzde 29,7 seviyesinden 2027 sonunda yüzde 21,7’ye gerilemesini bekliyor. Ancak enerji ve gıda fiyatlarındaki arz kaynaklı dalgalanmaların fiyat istikrarı açısından risk oluşturmaya devam edeceği öngörülüyor.
Kuruluş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) faiz indirimlerinde temkinli davranacağını tahmin ediyor. Bu çerçevede politika faizinin 2027 sonunda yüzde 28 seviyesine düşmesi bekleniyor.
Ekonomik büyüme tahminlerini de paylaşan S&P, Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 3, 2027’de ise yüzde 3,7 büyüyeceğini öngördü. Sıkı para politikası, yüksek enflasyon, iç talepteki zayıflama ve yatırımlardaki yavaşlama, büyüme üzerinde baskı yaratan başlıca unsurlar arasında gösterildi.
Raporda Türk lirasının enflasyonla uyumlu biçimde değer kaybetmeyi sürdüreceği tahminine de yer verildi. Buna göre dolar/TL kurunun 2027 sonunda 55 seviyesine ulaşması bekleniyor.
Takipteki kredilerde artış öngörüsü
S&P’nin bankacılık sektörüne ilişkin değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri de kredi kalitesi oldu. Ekonomik faaliyetin yavaşlaması, yüksek finansman maliyetleri ve Türk lirasındaki değer kaybının borçluların geri ödeme kapasitesini olumsuz etkilediği belirtildi.
Bankacılık sektöründe takipteki kredilerin toplam kredilere oranı Haziran 2026 itibarıyla yüzde 3,2’ye yükseldi. Söz konusu oran 2025 yılının sonunda yüzde 2,6 düzeyindeydi.
S&P, takipteki kredi oranının 2026 sonunda yüzde 3,3-3,5 aralığına çıkmasını, 2027 sonunda ise yüzde 3-3,2 aralığına gerilemesini bekliyor.
Bankaların tahsilat çalışmaları, kredi yeniden yapılandırmaları ve sorunlu kredilerin ikincil piyasalarda satılması, kredi kalitesindeki bozulmayı sınırlayan etkenler olarak değerlendirildi. Önceki yıllarda ayrılan karşılıklar ve bankaların güçlü kârlılıkları da olası kredi zararlarını karşılama kapasitesini destekleyen unsurlar arasında gösterildi.
Bununla birlikte kuruluş, sıkı para politikası ve düşük büyüme ortamının bankacılık sektörü üzerindeki baskısının süreceğine işaret etti.
Kredi büyümesinde yavaşlama bekleniyor
S&P’ye göre TCMB’nin yüksek faiz politikası, Türk lirasının istikrarına ve döviz rezervlerinin yeniden oluşturulmasına katkı sağladı. Ancak sıkı finansal koşullar şirketler ve hanehalkları üzerindeki maliyet baskısını artırırken düzenleyici önlemler de kredi talebini sınırladı.
Kuruluş, Türkiye’de nominal kredi büyümesinin önümüzdeki 12-18 aylık dönemde yüzde 25-30 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ediyor. Bu oran 2025 yılında yüzde 44 seviyesindeydi. Beklenen yavaşlamanın reel kredi büyümesinde de ivme kaybına işaret ettiği belirtildi.
Konut piyasasına ilişkin değerlendirmede ise 2024’ten bu yana reel olarak gerileyen konut fiyatlarının gelecek 12-18 ay içinde istikrar kazanabileceği öngörüldü. Gayrimenkul işlemlerinin yüzde 95’inin öz kaynaklarla yapılması, mortgage faizlerinde beklenen kademeli düşüş ve Türkiye’nin demografik yapısı piyasayı destekleyebilecek unsurlar arasında sıralandı.
BBVA: Üçüncü çeyrekte büyüme yavaşlayabilir
BBVA Research de Türkiye ekonomisinin 2026’nın üçüncü çeyreğine ilişkin öncü göstergelerini değerlendirerek büyüme hızında yavaşlama beklentisini paylaştı.
Kurumun analizinde sanayi üretimindeki zayıflamanın ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturduğu, hizmetler sektörünün görece dirençli kaldığı ve inşaat faaliyetlerinde toparlanma işaretlerinin görüldüğü belirtildi.
Eylül ayına ilişkin öncü göstergelerin sanayi sektörü açısından bazı olumlu sinyaller verdiği, buna karşılık inşaat faaliyetlerinde yavaşlama ihtimalinin bulunduğu kaydedildi. Hizmetler sektöründe ise genel görünümün büyük ölçüde yatay seyrettiği ifade edildi.
BBVA Research’ün üçüncü çeyrek verilerinin yüzde 30’unu kapsayan aylık gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) göstergesi, ekonominin yıllık bazda yüzde 2,7 büyüdüğüne işaret etti. İkinci çeyrekte yüzde 1,1 olan çeyreklik büyümenin ardından üçüncü çeyrekte büyümenin yaklaşık yüzde 0,5 düzeyinde gerçekleşebileceği tahmin edildi.
Kurum, toplam GSYH ile tarım dışı GSYH göstergeleri arasındaki farklılığa da dikkat çekti. Bu ayrışmanın, yıl boyunca elverişli seyreden hasat koşullarının desteğiyle tarımsal üretimin diğer faaliyet alanlarından daha güçlü performans göstermesinden kaynaklanabileceği değerlendirildi.
Fon krizi ve enerji fiyatları büyüme tahminini tehdit ediyor
BBVA Research, Türkiye ekonomisinin 2026 yılı için yüzde 3'lük büyüme tahminini değiştirmedi. Ancak bu beklenti üzerindeki aşağı yönlü risklerin güçlendiğini vurguladı.
Yüksek enerji fiyatlarının kalıcı hale gelmesi, ekonomik faaliyetin tahminlerin altında kalması ve son dönemde yaşanan fon krizinin olası sonuçları, büyüme görünümünü olumsuz etkileyebilecek başlıca gelişmeler olarak sıralandı.
Böylece S&P’nin enflasyon, kredi kalitesi ve finansal koşullara ilişkin değerlendirmeleriyle BBVA’nın ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya yönelik tespitleri aynı noktada birleşti: Türkiye ekonomisinde büyümenin sürmesi beklenirken sıkı finansal koşullar ve dış kaynaklı riskler görünüm üzerindeki baskısını koruyor.
Uluslararası kuruluşların Türkiye büyüme tahminleri farklılaşıyor
Türkiye’nin büyüme görünümüne ilişkin tahminler uluslararası kuruluşlar arasında farklılık gösteriyor. BBVA Research, 2026 yılı için yüzde 3 büyüme beklerken Dünya Bankası aynı yıl için yüzde 2,8, Uluslararası Para Fonu (IMF) ise yüzde 2,7 büyüme öngörüyor.
Dünya Bankası, Türkiye ekonomisinin 2027’de yüzde 3,8, 2028’de yüzde 4,5 büyümesini bekliyor. IMF’nin tahminleri ise 2027 için yüzde 3,6, 2028 için yüzde 4 seviyesinde bulunuyor. IMF, nisan ayındaki öngörülerine kıyasla 2026 büyüme tahminini 0,7 puan düşürürken 2027 tahminini 0,1 puan, 2028 tahminini ise 0,2 puan yükseltti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da 2027 yılı bütçesine ilişkin TBMM’de yaptığı sunumda, Türkiye ekonomisinin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 büyümesinin hedeflendiğini açıklamıştı. Program dönemi sonunda büyümenin yüzde 5’e ulaşması öngörülürken verimlilik artışını destekleyen politikalarla potansiyel büyüme oranının 0,5 puan yükseltilmesi hedefleniyor.
Mevcut tahminler, Türkiye ekonomisinin orta vadede daha yüksek büyüme oranlarına ulaşabileceği beklentisini yansıtsa da 2026 görünümünde enerji maliyetleri, finansal sıkılık ve ekonomik faaliyetin seyri belirleyici olmaya devam ediyor.