Venezuela’da Nicolas Maduro’nun ABD tarafından alıkonulmasından Orta Doğu’daki savaşa kadar 2026 yılı, petrolün jeopolitik ve küresel ekonomi üzerindeki kalıcı etkisinin güçlü bir hatırlatıcısı oldu. Petrol hem bir ödül oldu hem de siyasi baskının güçlü bir aracı olarak kullanıldı, ABD’nin Küba’yı enerjisiz bırakan ablukasında görüldüğü gibi. Şimdi ise petrol fiyatlarının yaklaşık dört yıl sonra ilk kez varil başına 100 doların üzerine çıkmasıyla, Basra Körfezi’nden gelen enerjiye tam erişim olmadan kısa bir süre bile geçirmenin ekonomik riskleri her geçen gün daha belirgin hale geliyor.
Petrol yeniden gündemin merkezine yerleşmiş durumda. New York Times'ın haberine göre bu durum, ülkelerin yenilenebilir enerjiye yönelmeye başlamasından ve ABD’nin dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz üreticisi haline gelmesinden önceki bir döneme geri dönülüyormuş hissi yaratıyor. İran’la savaşın yaklaşık yarım yüzyıl önce yaşanan türden bir ekonomik krize yol açacağına dair çok az işaret var. O dönemde petrol dünya enerji ihtiyacının neredeyse yarısını karşılıyordu ve bir petrol kartelinin üyeleri tarafından uygulanan ambargo fiyatların birkaç ay içinde dört katına çıkmasına neden olmuş, ABD ekonomisini yüksek enflasyon ve durgun büyüme dönemine sürüklemişti. Ancak dünyanın alışık olduğu kadar petrol ve doğal gaz olmadan, kısa bir süreliğine bile kalmasının küresel ekonomiler üzerinde baskı yaratacağı açık.
Temiz enerji alternatiflerine rağmen dünya hala bağımlı
Trump’ın ilk yönetimi sırasında İran ve Venezuela için özel temsilci olarak görev yapan Elliott Abrams, “Eski oyun, insanların bir daha geri gelmeyeceğini düşündüğünden çok daha büyük döndü” dedi. Enerji sektöründeki küresel harcamaların üçte ikisi artık çok daha hızlı büyüyen güneş enerjisi gibi daha temiz alternatiflere gitse de dünya hala güvenilir petrol ve gaz tedarikine bağımlı. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre petrol artık küresel enerji ihtiyacının geçmişe kıyasla daha küçük bir kısmını karşılıyor, yüzde 30’dan az. Ancak dünya, 1970’lerin başına göre neredeyse iki kat daha fazla petrol kullanıyor. Evleri ısıtmak ve elektrik üretmek için kullanılan doğal gaz da ekonominin çok daha büyük bir bölümünün temelini oluşturuyor.
Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde araştırmacı olan David Sandalow, “Petrol sonrası dünya hala çok uzak bir gelecekte. Enerji dönüşümünün erken ile orta aşamaları arasındayız ancak enerji dönüşümleri zaman alır" diyor. İran’daki savaş gibi kesintiler, özellikle fosil yakıtlara kolay erişimi olmayan yerlerde alternatif enerji kaynaklarına yönelimi hızlandırabilir ve ülkeleri enerjiyi daha verimli kullanmaya itebilir. Örneğin ABD’deki yakıt verimliliği standartları, 1973 petrol ambargosunun kalıcı miraslarından biri.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Orta Doğu’daki genişleyen savaş, dünyanın petrolünün beşte birinin ve önemli miktarda doğal gazın piyasaya açıldığı dar bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’nı neredeyse tamamen kapattı. Araştırma şirketi Kpler’e göre bölgede bazı rafineriler hasar gördükten sonra kapandı veya üretimlerini azalttı. Bu da benzine, dizele ve jet yakıtına dönüştürülen petrol miktarının azalması anlamına geliyor.
Avrupa ve Asya’da doğal gaz fiyatlarının fırladı
Bu kesinti şubat sonundan bu yana uluslararası petrol fiyatlarının yaklaşık yüzde 50 yükselmesine neden oldu. Yakıt fiyatları da hızla yükseldi, özellikle dizel ve jet yakıtı maliyetlerinde büyük artışlar görüldü. Bu arada Katar, askeri saldırıları gerekçe göstererek geçen hafta ihracat için doğal gazı soğutma işlemini durdurdu. Bu durum, ithal yakıta büyük ölçüde bağımlı olan Avrupa ve Asya’da doğal gaz fiyatlarının fırlamasına yol açtı. Dünyanın en büyük doğal gaz üreticisi olan ABD ise görece daha az etkilendi.
Benzin ve dizel fiyatları, birçok Amerikalının zaten ekonomi ve enflasyon konusunda endişe duyduğu bir dönemde yükseliyor. Bu ekonomik kaygıların büyük kısmı, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra yaşanan son büyük enerji kesintisine kadar uzanıyor. Uzun vadede ülkelerin savaşa nasıl tepki vereceği, kısmen yüksek enerji fiyatlarının ekonomik etkisinin ne kadar ağır olacağına bağlı olacak. Tepkilerin bölgelere göre farklılaşması ve özellikle çok fazla petrol veya doğal gaz üretmeyen Asya ve Avrupa ülkelerini yenilenebilir enerjiye daha hızlı yöneltmesi muhtemel. Petrol ve doğal gaz açısından zengin olan ABD ise en azından Trump döneminde, bu kaynaklara daha fazla dayanmayı sürdürebilir, her ne kadar bu yakıtların yakılması iklim değişikliğini hızlandırsa da.
Bazı ülkeler için stratejik bir sonuç
ABD'nin eski başkanı Barack Obama yönetiminde görev yapmış ve şu anda Tufts Üniversitesi Fletcher School’da enerji ve çevre politikası dekanı olan Kelly Sims Gallagher, “Önemli petrol ve gaz rezervlerine sahip olmayan herhangi bir ülke için yenilenebilir enerji ve depolamaya yatırım yapmanın enerji güvenliği açısından stratejik bir sonuç olduğu çok açık" dedi. Temiz enerji de kendi jeopolitik risklerini taşıyor. Bunların başında, güneş panellerinden rüzgar türbinlerine ve şarj edilebilir bataryalara kadar birçok ürünün üretiminde baskın olan Çin’e daha fazla bağımlı hale gelmek geliyor. Ancak petrol ve gazdan farklı olarak rüzgar ve güneş ekipmanlarını temin etmek daha çok tek seferlik bir risk. Bir ülke güneş ve rüzgarı kullanacak araçlara sahip olduktan sonra bu enerji kaynaklarının kendisi elinden alınamaz.