Arama

Avrupa genelinde öğrenci protestoları hızla büyüyor

Fransa’da lise öğrencilerinin eylül ayında protestolara başlamasından bu yana, birçok Avrupa ülkesinden genç göstericiler de onlara katıldı. İspanya’dan Arnavutluk’a Avrupa’nın dört bir yanında sokağa çıkan gençler, yüksek kiralardan düşük ücretlere, eğitimden kamu hizmetlerine uzanan sorunlara tepki gösteriyor.

22 Ekim 2026, 15:17

İspanya ve Portekiz’de gençler, yüksek kiraları protesto etmek için ülkelerinin başkentlerinde çadırlar kurdu. Fransa ve İtalya’da ise öğrenciler okullardaki koşulların iyileştirilmesi talebiyle kitlesel yürüyüşler düzenledi. Yunanistan’daki üniversitelere daha fazla kaynak ayrılması için protestolar gerçekleşirken, genç Arnavutlar da kendi geleceklerini engellemekle suçladıkları hükümete karşı gerçekleştirilen geniş çaplı yolsuzluk karşıtı gösterilere katıldıktan sonra polisle çatıştı. Bunlar, son günlerde kıtada birçok ülkede yaşanan protestolardan sadece bazıları. Gençlerin talepleri, içinde bulundukları koşullara ve hükümetlere göre değişiyor ancak hepsini birleştiren ortak dile getirdikleri bir nokta var: Gelecekleri konusunda endişe duyuyorlar.

New York Times'a konuşan 27 yaşındaki sahne teknisyeni Sacha Cossi Madrid’in merkezindeki protesto alanında, “Geleceği olmayan nesil geri döndü” dedi. Cossi, haftalardır orada bulunan çadırların düşük maaşlar ve yüksek kiralar karşısında kıta genelinde hissedilen bıkkınlığı, küresel ısınma karşısındaki çaresizliği, iş bulma olanaklarına ilişkin genel kaygıyı ve önceki nesillerin yararlandığı cömert sosyal yardım haklarının ortadan kalkabileceğine dair endişeyi yansıttığını söyledi. Cossi, “Her şeyden yorulduk. İşler sürekli değişiyor ama bu değişimler bizim yararımıza olmuyor" diye ekledi. 

Avrupa'daki zorluklar

Protestocuların karamsarlığı, ilerlemek için bir yol bulmakta zorlanan bir kıtayı yansıtıyor. Avrupa’nın nüfusu yaşlanıyor, hükümetler emeklilik ve diğer programlara yönelik artan harcamalarla baş etmeye çalışırken borçlar yükseliyor ve yönetimler vergileri artırmak konusunda isteksiz davranıyor. Göç meselesi ise seçmenleri kutuplaştırıyor. Avrupa’nın yakın geleceği şekillendirmesi beklenen teknolojik dönüşümlere ayak uyduramadığı yönünde yaygın bir endişe var. Kıta ayrıca dünyanın iki büyük gücü olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ortasında kalmış durumda. Rusya’nın saldırganlığını giderek yayması karşısında güvenlik duygusu zayıflıyor. Üstelik bir Avrupa müttefiki olan Danimarka’nın topraklarına saldırmakla tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna’ya verilen desteği geri çekiyor.

Bu huzursuzluk her yaştan Avrupalıyı etkiliyor ancak uzun vadede en karamsar tabloyla karşı karşıya olanlar kıtanın gençleri. Avrupa toplumunu onlarca yıl boyunca tanımlayan kamu hizmetleri ve sosyal hakların sürdürülebilirliği giderek zorlaşıyor. Hükümetler yaşlıların emekli maaşlarını, gençlerin eğitimini ve herkesin ihtiyaç duyduğu konut, ulaşım ve sağlık hizmetlerini finanse etmekte zorlanıyor. ABD'nin savunma taahhütlerini azaltmasıyla birlikte artan askeri harcamalar da bütçeler üzerindeki baskıyı artırıyor.

İtalya’daki sağcı bir lider, İspanya’daki solcu bir lider ya da Fransa’daki merkezdeki bir lider olsun, farklı siyasi görüşlere sahip hükümetlerin tümü inandırıcı bir çözüm sunmakta zorlanıyor. Avrupa’nın gençleri, kendilerine giderek daha az yer verildiğini hissediyor. 22 yaşındaki protestocu ve üniversite öğrencisi Stella Salis Padova’da yaptığı açıklamada, “Bir dışlanmışlık ve yorgunluk hissi var” dedi.

Protestocuların sayısı ve hareketlerin ne kadar sürdüğü açısından bakıldığında, bu eylemler henüz 2008 mali krizini izleyen yıllarda dünyanın dört bir yanına yayılan kemer sıkma karşıtı protestoların boyutlarına ulaşmış değil. Ancak dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye ve protestocular arasında sınırları aşan bir hareket oluşturma fikrini gündeme getirmeye başlıyorlar. Fransız lise öğrencileri, Belçika’daki yaşıtlarının harekete geçmesine yardımcı olurken, İtalya ve Almanya’daki protestocular da Fransa’da ortaya çıkan bir sloganı kullanmaya başladı. Salis, protesto hareketinin “ulusal sınırları aşan bir aşamaya girmeye başladığını” umduğunu söyledi.

Bununla birlikte, bazı ülkelerdeki huzursuzluk, solu harekete geçirdiği kadar aşırı sağı da cesaretlendirdi ve çoğu zaman protestocuların mesajlarının önüne geçti. Geçen hafta sonu Kuzey İtalya’da yaşanan ayaklanmalar onlarca kişinin tutuklanmasına yol açtı. Bu olaylar, hükümet bakanı ve aşırı sağcı lider Matteo Salvini’ye, hükümetin “Milano’yu suçlulardan korumak” amacıyla 500 asker göndereceğini duyurması için gerekçe sağladı. Partisi kamuoyu anketlerinde gerilerken Salvini, huzursuzluktan yararlanarak göç karşıtı gündemini öne çıkardı. Göçmenlerin çocuklarına 18 yaşına gelmeden vatandaşlık verilmesini savunan solcuların çağrılarının, “sonsuza dek” sona ermesini umduğunu söyledi.

Fransa’da ise aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi, geçen hafta sonu Fransız şehirlerinde yaşanan olayların tekrarlanmasını önleyebilecek en uygun siyasi parti olarak kendisini tanıtmak için bu olaylardan sonuna kadar yararlandı. Partinin gelecek ilkbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adayı Marine Le Pen, pazar günü yaptığı konuşmada, “Altı ay içinde Fransız halkı farklı bir yol seçebilecek: Otoritenin ve güvenliğin yeniden tesis edildiği bir yol” dedi.

Ancak gelecek aylarda Avrupa genelinde kim iktidara gelirse gelsin, gençlere sunabileceği kolay çözümler olmayacak. Enflasyon, yükselen tahvil getirileri ve hızla artan akaryakıt fiyatları gibi ekonomik olumsuzlukların yaşandığı bir ortamda, azalan kaynaklarla hangi kamu hizmetlerinin finanse edileceğine ilişkin son derece zor kararlarla karşı karşıya kalacaklar.

Gençlerin finansal endişeleri

Fransa’da okullardaki koşulların iyileştirilmesi için protestolara katılan 15 yaşındaki öğrenci Salomé Regnaud, “Hayalim, sevdiğim bir işte çalışmak. Her ay harcamalarıma bakıp kendime ‘Bunu yapabilecek miyim?’ ya da ‘Şunu satın almaya gücüm yeter mi?’ diye sormak zorunda kalmamak" dedi. Bu yakınma, batıda Portekiz’den doğuda Arnavutluk’a kadar yankı buluyordu.

Lizbon’da yaşayan 29 yaşındaki psikolog Mourana Monteiro, salı akşamı konut maliyetlerini protesto etmek için birkaç bin Portekizliyle birlikte gösteriye katıldı. Monteiro, “İnsanlar çalışmak istemediğimizi mi söylüyor? Çalışmak istiyoruz ama insanca koşullarda” dedi. Monteiro, cumartesi gününden beri bir protesto kampında kalıyordu ve ertesi hafta yapılacak öğretmen grevini bekliyordu. “Çalışmanın ama sonra bir ev almaya, ay sonunda faturalarımızı ödemeye, bir aile kurmaya gücümüzün yetmemesinin ne anlamı var?” diye sordu.

Arnavutluk’ta öğrenciler, hükümet karşıtı daha geniş kapsamlı “Flamingo” hareketine katıldı. Hareketin adı, ABD Başkanı Trump’ın damadı Jared Kushner’ın büyük bir lüks turizm projesi için hükümetten onay aldığı bölgedeki flamingoların yaşam alanından geliyor. Çevre örgütleri bu projeye karşı çıkıyor. Yolsuzluk karşıtı harekete katılan Arnavutlar, Başbakan Edi Rama’nın görevden ayrılmasını talep ediyor. Rama ise onları radikal solcular olarak nitelendiriyor. Öğrencilerse eğitim alanındaki güvencelere odaklanıyor.

1991 yılına kadar ülkeyi yöneten diktatörlüğe atıfta bulunan 22 yaşındaki oyuncu Redjan Shkëmbi, “Biz, aynı özgürlüklere sahip olmayan ve ifade özgürlüğü hakkını tam anlamıyla kullanamayan ebeveynlerimizin aksine, sessiz kalmamayı seçmiş bir nesiliz” dedi. Shkëmbi, eğitim sistemine ve devlet hastanelerine daha fazla kaynak ayrılması talebiyle yaklaşık 150 gün önce Zvernec’te düzenlenen ilk protestolara katılmıştı. En büyük motivasyonunun, daha şeffaf ve demokratik bir Arnavutluk için mücadele etmek olduğunu söyledi.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok