Hafta sonu Fransa'yı sarsan olaylar, hayat pahalılığı protestolarının ülke genelinde yağma ve kundaklama olaylarına dönüşmesiyle birlikte, gelecek yıl beşten fazla ülkede seçimlerin yapılacağı Avrupa genelinde alarm seviyesini yükseltiyor. Fransa uzun bir sokak gösterileri geçmişine sahip olsa da kamu binalarına, mağazalara ve restoranlara yönelik saldırıların yoğunluğu, hem aşırı solun hem de aşırı sağın yer alacağı seçim kampanyası sırasında benzer olayların tekrarlanabileceği endişesini artırdı. Ülkenin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “sert bir tutum” sergileme sözü verdi. Ancak Macron, pazar gecesi televizyondan yaptığı konuşma sırasında bile Paris'te protestocular ile polis arasındaki gerilim tırmanmaya devam ediyordu.
Kamuoyu araştırma şirketi Elabe'nin Başkanı Bernard Sananes, “Bu durum, böylesine aşırı şiddet olaylarının düzenli olarak yaşanabileceğine işaret ediyor” dedi. Sananes, yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimine giden süreçte böylesine dramatik bir huzursuzluğun yaşandığına dair “hiçbir emsal bulunmadığını” söyledi. Sendikalar şimdiden 5 Kasım için grev çağrısında bulundu.
Bütçe görüşmeleri başladı
Kamu maliyesine ilişkin giderek derinleşen kaygıların Fransa'nın borçlanma maliyetlerini hızla yükselttiği bir ortamda, huzuru korumak için daha fazla harcama yapmak artık bir seçenek değil. Derin görüş ayrılıklarıyla bölünmüş Ulusal Meclis, geçen hafta yaklaşık 43 milyar euroluk (48 milyar dolar) bütçe açığını azaltmaya yönelik önlem içeren 2027 bütçe teklifini görüşmeye başladı.
Yatırımcıların şiddet olaylarının ülkenin ekonomik ve siyasi görünümüne etkisini değerlendirmesiyle Fransa varlıkları haftaya değer kaybıyla başladı. Devlet tahvilleri, Avrupa'daki benzerlerinin çoğuna kıyasla daha kötü performans gösterdi. Bunun sonucunda Fransa'nın 10 yıllık tahvil getirisi ile Almanya'nın eşdeğer tahvilinin getirisi arasındaki fark 7 baz puan genişleyerek 145 baz puana çıktı. Euro yüzde 0,5'e varan oranda değer kaybetti. Fransız hisse senetleri de düşük performans gösterdi. CAC 40 endeksi yüzde 1,2 düşerken Avrupa genelindeki Stoxx 600 endeksi yüzde 0,6 geriledi.
Protestolar hangi ülkeler sıçradı?
Fransa'da yarım milyondan fazla insanın katıldığı protestoların temelinde yer alan hayat pahalılığı endişeleri, Avrupa'nın diğer bölgelerinde de kendini gösterdi. Bunlar arasında 2027'de parlamento seçimlerinin yapılacağı İtalya da bulunuyor. Milano'da cumartesi günü düzenlenen gösterilerin bazıları isyan ve yağma olaylarıyla sonuçlandı. Şiddet olayları pazar öğleden sonra daha da kötüleşti; polis ile genç gruplar arasında çatışmalar yaşandı ve bu gruplardan bazıları mağazaları yağmaladı. Belçika ve Portekiz'de de protestolar düzenlendi.
İspanya'daki göstericilerin, erken genel seçimden yalnızca iki hafta önce, konut ve ücretler nedeniyle gelecek ay greve gitmeleri bekleniyordu. Kamuoyu araştırmacısı Sananes, bu Avrupa ülkeleri arasında ortak bir nokta görüyor: eşitsizlik algısını gidermekte başarısız olan kamu politikaları. Sananes, “Protestocuların dile getirdiği sorunlar, ekonomik büyümenin olmayışı nedeniyle daha da ağırlaşıyor” dedi.
Ancak Fransa'da giderek büyüyen toplumsal sıkıntının dışavurumu, son üç haftadır eğitim konusunda ülke çapında düzenlenen öğrenci protestolarıyla kendini göstermiş olsa da sokaklardaki şiddet olaylarının gölgesinde kaldı.
Binlerce esnaf etkilendi
Carrefour SA'nın üst yöneticisi ve aynı zamanda Fransa Ticaret ve Dağıtım Federasyonu başkanı Alexandre Bompard'a göre huzursuzluğun yol açtığı hasarın onarılması yüz milyonlarca euro’ya mal olacak. Bompard, pazar günü LCI televizyonuna verdiği röportajda 1.500 esnafın etkilendiğini ve kendi şirketine ait yaklaşık 20 süpermarketin yağmalandığını söyledi.
Şiddet olaylarını ulusal bir utanç olarak nitelendiren Macron, ABD'nin İran'la savaşı nedeniyle akaryakıt fiyatlarında yaşanan artış gibi kaygıları anladığını söyledi. Ancak Macron, “ülkenin düzene ihtiyacı olduğunu” da vurguladı ve gerekirse bölgesel yetkililerin bazı mitingleri yasaklayabileceğini belirtti. Macron, “İsyancılara ve şiddete başvuran herkese karşı sert bir tutum sergileyeceğiz. Kasaba ve şehirlerimizin sokaklarının bu şekilde talan edildiğini görmek dayanılmaz. Hiçbir şey bunu haklı çıkaramaz, hiçbir şey açıklayamaz, hiçbir şey mazur gösteremez” ifadelerini kullandı.
Elysee Sarayı'nın pazartesi sabahı erken saatlerde yaptığı açıklamaya göre Macron, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'den ayaklanmalara yol açan planlama ve istihbarat eksikliklerine ilişkin açıklık getirmesini istedi. Aşırı sağcı lider Marine Le Pen, pazar günü X platformunda yayımlanan konuşmasında ülkenin “şiddet ile çaresizlik arasında rehin tutulduğunu” söyledi. Le Pen, aşırı soldaki rakibi Jean-Luc Mélenchon'un partisini şiddeti önemsizleştirmekle suçladı. “Fransa bu tür manzaralara alışamaz, alışmamalıdır ve asla alışmayacaktır” dedi.
Mélenchon ise yaşanan düzensizliklerin bir kısmından polis provokasyonlarını sorumlu tuttu ve vandallar ile yağmacılardan kendisini ayrı tuttuğunu belirtti. Macron döneminde başbakanlık yapmış ve cumhurbaşkanlığına aday olan Edouard Philippe, pazar akşamı BFM televizyonuna yaptığı açıklamada, “Burada söz konusu olan, demokrasinin ta kendisidir” dedi.
Gelecek aylarda sokaklarda yeni çatışmalar yaşanması beklenebilir. Fransa'daki beş işçi sendikası, daha yüksek ücretler ve kamu hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılması talebiyle şimdiden 5 Kasım için grev çağrısı yaptı. Sendikalar, bu sonbaharda ilk kez sokaklara çıkan emeklileri ve lise öğrencilerini de greve katılmaya davet etti.